Home Gastronomi Psikolog Didar Bademci ile Zihnin Derinliklerine Yolculuk

Psikolog Didar Bademci ile Zihnin Derinliklerine Yolculuk

0

Modern psikoterapinin derinliklerine uzanan bu söyleşide, hem mesleki yolculuğuna tutkuyla bağlı bir uzmanın dünyasına adım atıyor hem de insan zihninin görünmeyen katmanlarında kısa bir gezintiye çıkıyoruz. Psikodinamik yönelimin inceliklerinden rüyaların çağdaş terapideki yerine, bilinçdışı çatışmaların modern hayata nasıl yansıdığına kadar pek çok konu, samimi ve içgörülü bir perspektifle ele alınıyor.

Nişantaşı’ndaki kendi kliniğini kurma sürecinden Pera Palas’ın büyülü atmosferinde anlatıcı olmaya uzanan bu hikâye, yalnızca profesyonel bir serüvenin değil, insan ruhunu anlamaya adanmış bir yaşamın da izlerini taşıyor. Önümüzdeki Freud Gecesi’ne dair heyecanı da barındıran bu röportaj, okura hem psikolojiye dair derinlikli bir bakış hem de kişisel bir yolculuğun içten anlatısını sunuyor.

 

 

Önce sizi tanıyarak başlayalım. Psikolojiye yönelmenizin arkasındaki hikâye
nedir?

Psikolojiye yönelişim aslında çok erken yaşlarda başladı. İnsanların davranışlarının ardındaki
görünmeyen dinamikler, söylemedikleri ama hissettirdikleri şeyler beni her zaman büyüledi.
Üniversite yıllarımda ise bu merak daha da derinleşti; özellikle psikodinamik kuramla tanışınca, insan zihninin katmanlarını anlamanın ne kadar etkileyici ve dönüştürücü olduğunu fark ettim. Bugün hâlâ her danışanla birlikte bu yolculuğa yeniden çıkmak bana büyük bir anlam kazandırıyor.

 

 

Kendi kliniğinizi kurma süreciniz nasıl gelişti? Kliniğinizin yaklaşımını
diğerlerinden ayıran en belirgin özellik nedir?

Nişantaşı Rumeli Caddesi’nde kendi kliniğimi açmam aslında hem profesyonel hem kişisel bir olgunlaşma sürecinin sonucu oldu. Bir süredir danışanlarla çalışıyordum; ancak bir noktada kendi
kuramsal çizgimi ve terapötik atmosferimi özgürce oluşturabileceğim bir alan yaratma ihtiyacı belirginleşti.
Kliniğimin en belirgin özelliği, psikodinamik yönelimle çalışırken kişisel tarih, bilinçdışı süreçler ve güncel ilişki örüntülerini dengeli bir biçimde ele alması. Danışanın sadece semptomlarına değil; yaşam öyküsündeki anlamlı kesişimlere, tekrar eden döngülere ve içsel çatışmalarına odaklanıyorum. Burası, kişinin kendi zihnini tüm karmaşıklığıyla keşfedebileceği güvenli ve derinlikli bir alan.

 

Çalışma alanlarınız arasında sizi en çok besleyen konular hangileri?

En çok beslendiğim alanlar; erken dönem ilişkisel deneyimlerin yetişkin hayatına yansımaları, bağlanma örüntüleri, öz-değer ve kimlik oluşumu, ilişki dinamikleri ve elbette bilinçdışı süreçler. Bir danışanın yaşamındaki görünmez bağlantıların fark edilmesi, kişinin kendine yepyeni bir gözle bakmasına imkân tanıyor. Bu dönüşüme eşlik etmek benim için psikoterapinin en kıymetli tarafı.

Pera Palas’ta Freud Gecesi’nin anlatıcısı olmak nasıl bir deneyim? Bu
mekânın tarihi atmosferi, psikolojiye dair anlatımınızı nasıl etkiler?

Pera Palas’ın atmosferi başlı başına bir anlatı zaten. Zamanın biraz büküldüğü, tarihin hâlâ
duvarlarda dolaştığı bir mekânda Freud’u konuşmak, insan zihninin katmanlarını çok daha somut hale getiriyor. Orada anlatıcı olmak benim için yalnızca bir sunum yapmak anlamına gelmiyor; Freud’un dönemine, o dönemin düşünce iklimine ve psikanalizin doğuşuna neredeyse fiziksel olarak dokunuyormuşum gibi hissediyorum. Bu atmosfer, anlatımımın da daha içsel ve teatral bir tona bürünmesine neden oluyor.

 

 

Freud’a göre insan davranışlarının kökünde bilinçdışı süreçler var. Bugün
danışanlarda bilinçdışı çatışmaları en çok hangi alanlarda gözlemliyorsunuz?

Günümüzde bilinçdışı çatışmalar özellikle yakın ilişkiler, kendilik algısı, kontrol ve teslim olma temaları, başarı ve yeterlilik gibi alanlarda yoğunlaşıyor.
Örneğin kişi çok bağımsız görünmek isterken aslında derin bir terk edilme korkusunun yön
verdiğini ya da sürekli kendini yetersiz hissetmesinin çocuklukta içselleştirdiği eleştirel bir figürle bağlantılı olduğunu görüyoruz. Bilinçdışı çatışmalar bugün de çok canlı; sadece kendilerini daha modern kılıklarda gösteriyorlar.

Rüyaların psikoterapide yeri sizce hâlâ önemini koruyor mu? Günümüz
danışanlarında rüya anlatımları ne kadar anlam kazandırıyor?

Kesinlikle koruyor. Rüyalar, bilinçdışının kendini en dürüst ifade ettiği alanlardan biri. Günümüz danışanları rüya anlatımına ilk etapta mesafeli olabiliyor; çünkü modern yaşamın hızı bazen kişinin iç dünyasıyla temasını azaltıyor. Ancak terapi ilerledikçe rüyalar, kişinin içsel çatışmaları, arzuları ve bastırdıkları hakkında çok zengin ipuçları sunuyor. Bir danışanın rüyası, çoğu zaman seansın en derinlikli kısmını oluşturabiliyor.

 

 

Son olarak, 23 Ocak Cuma günü Pera Palas’ta gerçekleşecek Freud Gecesi
hakkında neler söylemek istersiniz?

23 Ocak Cuma akşamı Pera Palas’ta gerçekleşecek Freud Gecesi, sadece Freud’un teorilerini
konuşacağımız bir etkinlik değil; aynı zamanda insan zihninin tarihsel bir yolculuğuna çıkacağımız özel bir buluşma olacak. Psikanalizin doğuşundan günümüz terapi pratiklerine kadar uzanan geniş bir yelpazede, bilinçdışının karanlık ama büyüleyici evrenini birlikte keşfedeceğiz. Katılan herkesin hem tarihsel hem de kişisel anlamda yeni kapılar açacağını düşünüyorum. Bu atmosferde bir araya gelmek benim için de çok heyecan verici.

 

Psikoterapinin derinlikli evrenine uzanan bu samimi sohbet, insan zihninin karmaşık yapısına dair yeni pencereler açarken, bu alanı anlamaya adanmış bir mesleğin inceliklerini de tüm içtenliğiyle ortaya koyuyor. Her bir cevap, ruhsal keşfin hiç bitmeyen bir yolculuk olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

23 Ocak 2026 Cuma günü Pera Palas’ta gerçekleşecek Freud Gecesi ise bu yolculuğun tarihsel, düşünsel ve duygusal bir tamamlayıcısı olarak katılımcılarını benzersiz bir deneyime davet ediyor.

Bu keyifli ve derinlikli söyleşi için Resto adına içtenlikle teşekkür ederiz.

Yazar

Exit mobile version