Home Köşe Yazarları Ramazan: Aynaya Bakmayı Öğreten Ay

Ramazan: Aynaya Bakmayı Öğreten Ay

0

Ramazan geldiğinde şehirlerin sesi bile değişir. Sabahlar daha sessiz, akşamlar daha telaşlıdır. Fırın önlerinde bekleyen insanlar, iftara dakikalar kala hızlanan adımlar, sofraya yetişme telaşıyla çalan telefonlar… Hepsi aynı duyguda buluşur: bekleyiş.

Bu bekleyiş sadece açlığın değil; sabrın, niyetin ve fark edişin bekleyişidir. Saatler ilerledikçe mide değil, insanın iç dünyası konuşmaya başlar. Gün uzar ama acele azalır. Çünkü Ramazan, zamanı yavaşlatan nadir anlardandır.

Bu ay, sadece mideyi değil, zamanı ve dili de terbiye eder. Daha az konuşulur, daha çok düşünülür. Açlık arttıkça şükür derinleşir; susuzluk arttıkça nimetler hatırlanır. İnsan aynaya biraz daha uzun bakar; ne yediğini değil, neyi ertelediğini, kimi unuttuğunu sorgular.

Ramazan, kalabalıklar içinde sessiz kalanları görünür kılar. Kapısı çalınmayan evleri, hâli sorulmayan insanları, yalnız kurulan sofraları hatırlatır. Bir tabak yemek, bir selam, bir mesaj… Küçük görünen her şey bu ayda anlam kazanır. Çünkü paylaşmak Ramazan’da bir erdem değil, bir sorumluluktur.

Sofralar sadeleşir ama sohbetler derinleşir. Gösteriş yerini samimiyete bırakır. İnsan elindekini azaltırken, kalbindekini çoğaltır. Eksildikçe hafifler; sustukça duyar; paylaştıkça çoğalır.

Ve iftar vakti geldiğinde sadece oruçlar değil, kırgınlıklar da açılır. Uzun süredir konuşulmayanlar aranır, mesafeler kısalır. O an anlarız ki Ramazan, aç kalmayı değil; insan kalmayı öğretir.

Belki de bu yüzden Ramazan aynadır. İnsana hem eksiklerini hem de iyiliğe ne kadar yakın olduğunu gösterir. Bayram yaklaştığında ise geriye şu soru kalır:
Bu ay bize uğradı mı, yoksa biz bu aya gerçekten uğrayabildik mi?

 

GTD Danışman Şef – İbrahim Yıldız

Yazar

Exit mobile version