Home Etkinlikler RAHMİ KOÇ YEMEKLERİ  KILLI MI KILSIZ MI TERCİH EDER

RAHMİ KOÇ YEMEKLERİ  KILLI MI KILSIZ MI TERCİH EDER

0

Bir geçmişin geçmişi ne kadar büyükse, bugünden beklentilerimiz de o kadar yüksek olur.

“Bu da nereden çıktı?” diyebilirsiniz.

Haklısınız. Başlıktaki soru biraz kışkırtıcı. Ama bazen bir liste, bir markanın ve hatta bir kurumun bugünün anlatıldığı en anlatılır yolu, sofraya gelen tabaktan geçer.

Benim hikayem ise İstanbul’un en ikonik otellerinden sistemi, Taksim’deki Divan ile başlıyor.

Çünkü Divan sadece bir otel değildir.

Divan, İstanbul’un modern turizminde yaşayan tanıklarından biridir.

Ve tam da bu nedenle, bugün yaşanan bazı sorunlar sıradan bir otel özelliği olarak görülmesi mümkün değildir.

BİR OTELDEN FAZLASI: DİVAN

Divan Oteli’nin hikâyesi 1950’lerin İstanbul’una kadar uzanıyor.

Vehbi Koç’un İstanbul’da bulunduğu dönemlerde konaklama ihtiyacını görmemesi, onu başlangıçta kendi ailesi ve iş için bir yapıya yöneltmişti. Daha sonra İstanbul’un artan turizm ve iş dünyası hareketliliği karşısında bu fikir değişti.

Divan’ın inşaatına 1950’lerin ilk yarısında başlandı. Dönemin önemli mimarlarından Rükneddin Güney’in tasarladığı yapı, Türk sermayesiyle birlikte modern otelcilik yatırımlarının önemli örneklerinden biri oldu. (İstanbul Ansiklopedisi⁠)

Vehbi Koç açısından Divan’ın anlamı yalnızca bir yatırım değildi.

Bu, onun Türkiye’nin turizm potansiyeline duyduğu güvenin de bir göstergesiydi.

Koç Topluluğu’nun turizm sektöründeki ilk yatırımı Divan’dı. Resmî Koç kaynakları da Divan Oteli’nin 1956 yılında açıldığını ve toplanan turizm alanında ilk yatırım olduğunu belirtiyor.

O dönemde İstanbul’un uluslararası konaklama kapasitesi sınırlıydı. Hilton yeni açılmıştı, Park Otel kapanmıştı ve uluslararası toplantılar için yeterli yatak kapasitesi bulunmuyordu.

Nitekim 1955 yılında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası toplantıları öncesinde Vehbi Koç’tan özel olarak yetiştirilmesi istendi. Otel bazı eksikleriyle delegeleri ağırladı.

Bu kişi çok önemli.

Çünkü Divan, İstanbul’un daha ilk günlerinden uluslararası turizm iddiasının bir parçasıydı.

“DİVAN” İSMİ NASIL DOĞDU?

Vehbi Koç’un ürünleri adına özellikle Türkçe bir isim tarihinde anlatılıyor.

İsim için düzenlenen çok sayıda öneri değerlendirildi ve sonunda “Divan”ın içinde karar verildi.

Fikret Adil ve Ömer Sami Coşar’ın süresi öne çıktı.

“Divan” değişken hem Türk kültürünün bilimsel hafızasına gönderme yapıyor hem de farklı dillerde telaffuzu kolay, kısa ve güçlü bir marka ismi oluşuyor.

Bugün geriye kalanlar bunun ne kadar doğru bir marka çöküşü olduğunu daha iyi anlıyoruz.

SADECE OTEL DEĞİL, İSTANBUL’UN SOSYAL HAYATININ BİR PARÇASI

Divan’ın ertelenmesi da sıradan bir otel değiştirilmedi.

1956’daki açılış programında Adnan Menderes’in yanı sıra dönemin önemli devlet ve sanat insanları yer aldı. Cemal Reşit Rey, Ayla Erduran ve Münir Nureddin Selçuk gibi isimlerin yer aldığı program, Divan’ın daha ilk gününden itibaren sadece konaklamadı, sosyokültürel hayatın da merkezinin sağlığının işaretiydi.

Divan Pastanesi, Divan Bar, restoranları ve müzikli etkinlikleriyle kısa sürede sanatçıların, yazarların, iş insanlarının ve İstanbul sosyetesinin buluşma noktalarından biri haline geldi.

Araştırmalar da Divan’ın 1950’li yıllarda müzikli çay saatleri, yılbaşı organizasyonları ve Türk ve dünya mutfağını sunan tüketicilerle İstanbul’un sosyal depolamanın önemli mekanlarından biri olduğu ortaya çıkıyor.

Yani mesele yalnızca “otel” değildi.

Bir yaşam kültüründesiniz.

VEHBİ KOÇ İÇİN NEDEN BU KADAR ÖNEMLİYDİ?

Bence doğru mesele burada.

Vehbi Koç’un iş dünyasındaki yaklaşımını ele aldığımızda Divan’ın anlamı daha iyi ortaya çıkıyor.

O, sadece para kazandıracak yatırımlar arayan bir iş insanı değildi. Türkiye’de henüz gelişmekte olan sektörleri erkenden göze çarpan çalışan bir girişimciydi.

1950’lerde sanayi yatırımlarını büyütürken turizmin Türkiye için önemli bir gelecek alanı olduğunu fark etmişti.

Divan bu nedenle Koç tarihinde ayrı bir yere sahiptir.

Bugün Koç Topluluğu’nun sanayi, otomotiv, enerji, finans, kültür ve turizm alanındaki gelişmeleri konuşurken Divan’ın ilk yıllardaki mütevazı başlangıcını unutmamak gerekir.

98 odalı bir otel, bugün çok daha büyük bir Divan markasının başlangıç ​​noktasıydı.

Koç kaynaklarına göre 1956’da 6 milyon liralık maliyetle yatırılan yatırım, başlangıçta 98 ​​odalıydı; daha sonraki yıllarda büyüyerek büyüme boyutuna ulaştı. (Divan⁠)

Bu nedenle Divan, Vehbi Koç için yalnızca bir bina değil, Türkiye’nin geleceğine yapılan bir yatırım fikrinin somutlaşmış haliydi.

Ey AVİZELER, Ey ZARAFET VE O DETAYLAR…

Divan’ın eski dönemlerini bilenlerin en önemlilerinden biri de ayrıntılara verilen önemdir.

Mobilyadan aydınlatmaya, mutfaktan hizmete kadar her detayın üzerinde durulurdu.

Semahat Arsel’in de dekorasyon ve özellikle iç mekan seçimlerinde titizliğiyle bilindiği anlatılır.

Böyle bir kurumun yapısında “detay” çok önemlidir.

Çünkü beş yıldızlı otelcilik aslında yıldız sektörünün önce ayrıntılarının toplamıdır.

Bir peçetenin katlanışından garsonun hitabına…

Bir tabağından sunumundan lobinin temizliğine…

Bir misafirin kahvaltıya girişindeki karşılamadan, arka kapıdaki sigara içmeye kadar…

Hepsi markanın parçasıdır.

ŞİMDİ GELELİM BUGÜNE…

Bugün Divan’ın kapısından içeri girerken insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Vehbi Koç bugün burada olsaydı ne düşünürdü?

Çünkü bana ulaşan ve bizzat gözlemlediğim bazı durumlar, bu tarihi markanın hizmet anlayışı açısından ciddi sorular yaratıyor.

Örneğin yemeklerde hijyen sorunu yaşayanları söyleyen misafirler var.

Benim yaşadığım deneyimde yemekten çıktığım oldu.

Garson özür diledi.

Fakat sorun bir kez yaşandıktan sonra insan ister istemez daha dikkatli oluyor.

Sonra tekrar gidiyorsunuz…

Ve aynı sorunla tekrar karşılaşınca mesele artık “olur böyle şeyler” sınırlarından çıkıyor.

Bir otelde yemek hijyeni, tartışmaya açık bir konu değildir.

Özellikle Divan’ın geçmişi ve fiyat seviyesi itibariyle yüksek standart iddiasını taşıyan bir markada.

KAHVALTIYA GİRERKEN MİSAFİR Mİ, ŞÜPHELİ Mİ?

Bir başka konu ise kahvaltı salonundaki yaklaşımdır.

Konaklama paketinde kahvaltısı bulunan misafire girişte,

“Kahvaltınız dahil mi?”

diye sormanız elbette normaldir.

Fakat bunun üslubu önemlidir.

Misafiri kendisini kanıtlamak zorunda kalacak, “bir daha bakalım” tonuna dönüşen yaklaşım, beş yıldızlı otelcilikle uğraşmak yakışmaz.

8 boyutlu girişte kimlik ve güvenlik kontrolü yapılabilir.

Hatta yap.

Ama güvenlik ile güvenliksizlik hissini yaratan arasında çok ince bir çizgi vardır.

Özellikle çocuklu ailelerin veya uzun süre otelde konaklayan misafirlerin bu süreçte potansiyel suçlu gibi hissetmemesi gerekir.

GÜVENLİK SADECE ANA KAPIDA MI?

Bir başka dikkat çekici konu da sunulan makarna girişinden içeri giren kişilerin bölümleri diğer bölümlerine ulaşılabilirliği ile ilgili soru değişiklikleri.

Eğer güvenlik prosedürü sadece ana kapıyla sınırlıysa burada yönetimin yeniden değerlendirilmesi gereken bir alan olduğu için.

Güvenlik, misafiri rahatsız etmek için değil, misafirin kendini güvende hissetmesi için vardır.

2013’te Divan Oteli’nin güvenlik ve kamuoyunda ne kadar sembolik bir yere oturduğunu hepimiz sergiliyoruz.

Divan’ın yakın tarihindeki en çok konuşulan olaylardan biri oldu.

O dönem “güvenlik” kavramı Türkiye tanımında çok farklı bir anlam taşıyordu.

Bugün ise sekizinci yaş bir çocuğun kimlik kontrolünün nasıl yapıldığı tartışılıyorsa, burada da ölçü ve üslup meselesini konuşmamız gerekiyor.

OTELİN ARKA KAPISI DA OTELDİR!

Gelelim belki de en basit ama en önemli görüntülerden birine.

Mal kabul alanının önünde günün çeşitli saatlerinde sigara içenler…

Kamyon kabinleri…

Kaldırıma taşan kalabalık…

Yere atılmış izmaritler…

Bunlar küçük ayrıntılar gibi görülebilir.

Ama turizmde küçük ayrıntılar yoktur.

Misafirin ön kapısından beş yıldız görünüyor, arka kapıya bakıldığında başka bir dünya görünüyorsa, marka algısında çatlaklar oluşuyor.

Oteli sadece lobiden ibaret sanmak, otelciliği anlamaktır.

ESKİ TOKATLIYAN, PERA PALACE VE DIVAN…

İstanbul’un Beyoğlu ve Taksim hattı, yüzyılı aşkın süredir varlığını sürdüren konaklama kültürünün başlangıcından biridir.

Tokatlıyan…

Pera Sarayı…

Ve döndü Divan…

Bu isim İstanbul’un modern otelcilik hafızasının farklı dönemlerini temsil eder.

Bugün Taksim’de yüksek hizmet standardı ve tarih kimlik arayan bir misafir için Divan’ın yaşayabildiği önemli bir sığınak olması mevcut.

Tam da bu nedenle beklentiler büyüktür.

Çünkü Divan sıradan bir şehir oteli değildir.

İstanbul’un hafızasında olan bir yer olan bir markadır.

NEREDE O ESKİ OTELCİLER?

Koç Grubu turizm tarihinde çok değerli yöneticiler görüldü.

Benim de hafızamda bunlardan biri olan Antalya Talya Oteli’nden rahmetli Rezzan Bey’dir.

Kendi içinde yalnızca yöneticilik değil, gerçek anlamda bir otelcilik karizması vardı.

Üstü açık Mustang’iyle Antalya sokaklarında dolaşan, resmi müdür, yetkilinin konusunun en donanımlı kişi olarak karşınıza çıkan bir ekol yöneticisiydi.

Bugün onun yetiştirdiği insanların izlerini sürdürmek turizm sektöründe mümkün.

Çeşme Ontur’dan Gökçe Kesikçiler de bu bilgilerin devamındaki isimlerden biri olarak düşünme geliyor.

Peki şimdi başlıyorum:

Nerede o kişiler?

Nerede misafirin daha kapıdan girdiği sırada, çalışanlarına sahip olanların, kayıtları yazan tabağı kontrol eden, günlük arka kapıyı da ön kapıya kadar önemseyen yöneticiler?

RAHMİ KOÇ’TAN ÖĞRENDİĞİM İKİ CÜMLE

Yıllar önce İzmir’de Rahmi Koç’u ağırlama fırsatım olmuştu.

Rahmetli Memduh Bey’in döneminde Setur Ege Müdürü, Kemal Zorlu’nun Ege Palas Oteli ve Genç AŞ toplantımız…

Rahmi Bey’in bana ve oradakilere söylediği iki cümle vardı kulağımda:

“Acele iş ile önemli işi ayırmanın takip edilmesi.”

Ve:

“Kurumlarınıza yönetici seçimlerine çok dikkat edin. Sizi temsil ederler.”

İşte bugün bu yazının asıl meselesi tam da burada.

Divan’da yaşananlar sadece “yemekten kıl çıktı” seviyesindeki haksızlık olur.

Mesele daha büyük.

Mesele, yöneticinin markayı temsil etme biçimidir.

KOÇ AİLESİNE BİR ÇAĞRI

Rahmi Koç’un helikopteriyle gelip yönetim toplantılarını yaptığı, Vehbi Koç’un Türkiye turizmine yatırımının sembolü olan bu genel bugün geldiği noktayı acaba üst yönetim ne kadar takip ediyor?

Ali Koç’un F.Bahçe Başkanlığı öncesi de ayrıntıların önemini bilenlerdenim.

Ömer Koç’un sanat, kültür ve zarafet bakış açılarını da inceledi.

O zaman benim naçizane teklifim şudur:

Bir gün Divan’a haber verilmemesi, “tebdili kıyafet” gelin.

Lobide oturun.

Pastaneden girin.

Kahvaltıya gidin.

Tuvaletlere bakın.

Mutfak hizmetini gözlemleyin.

Garsonun misafire nasıl davrandığını izleyin.

Mal kabul kapısının önünden geçin.

Ve mümkünse bir de yemek yiyin.

Çünkü yönetim raporları her zaman gerçeğini anlatmaz.

Bazen en doğru raporu kişinin tabağı verir.

“KOÇ ARTIK ESKİ KOÇ DEĞİL” Mİ?

Bu cümleyi özellikle ürünleri çünkü meselesi bir aileyi veya bir kurumu eleştirmek değil.

Tam dokunmatik…

Koç markasının Türkiye’deki ağırlığını bilen biri olarak üye:

Böyle bir markanın standardının normalleştirilmesi gerekir.

Vehbi Koç’un Divan’ı kurarken ortaya koyduğu anlayış, “bir otel anlayışı” anlayışı değildi.

O dönem Türkiye’sinde uluslararası standartlarda bir konaklama kültürü oluşturma iddiası vardı.

Bugün Divan’ın 1956’daki 98 odalı yönetiminin 191 odalı modern yapısının dönüşmesi, bu markanın büyüklüğünü gösteriyor.

Ama büyümek başka.

Kültürü korumak başka şey.

VE SON SÖZ…

Rahmi Koç yemeklerini kıllı mı, kılsız mı tercih eder bilmiyorum.

Ama emin olduğum bir şey var:

Vehbi Koç yaşasaydı, Divan’ın mutfağında böyle bir sorun yaşandığında yalnızca tabağa bakmazdı.

Yöneticisine bakardı.

Çünkü onun kuşağının iş anlayışında kalite, yalnızca ürün kendisi değildi.

İşin başındaki insan da ürünün bir parçasıydı.

Bugün Divan’ın ihtiyaçları belki yeni bir dekorasyondan, yeni bir menüden veya yeni bir reklam kampanyasından önce çok daha basit bir şey:

Eski Divan ruhunu yeniden hatırlama.

Misafire saygı…

Saygı…

İşletme…

Güvenlik…

Zarafet…

Ve en önemlisi, “Ben bu kurumun yöneticisiyim, benim sorumluluğum” diyebilmek.

Çünkü İstanbul’un merkezi çok otel var.

Ama Divan’ın bir tarihi var.

O tarih de Vehbi Koç’un imzasını taşıyor.

Tarihi olan markaların en büyük sorumluluğu, geçmişleriyle övünmek değil;

geçmişlerinin hak ettiği standardı bugün de yaşatabilmektir.

Bu günlük benden bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

Authors

Exit mobile version