
Benim yolculuğum 2009 yılında bir gastrodiplomasi misyonuyla başladı. 16 yılı aşkın süredir, 500 yıllık Türk kahvesi kültürünü yurtdışında görünür kılmak ve kültürler arası köprüler kurmak amacıyla uluslararası çalışmalar yürütüyorum.
Bilkent Üniversitesi Bankacılık ve Finans bölümünden mezun olduktan sonra, 2007 yılında Boston’daki Emerson College’da Küresel İletişim, Pazarlama ve Reklamcılık üzerine yüksek lisans yaptım. Bu dönemde özellikle ülke markalaştırması ve kültürel diplomasi kavramlarına odaklandım.
2009 yılında, gönüllü arkadaşlarımla birlikte Türkiye’nin ilk dijital Türk kahvesi platformlarından biri olan Turkayfe.org’u kurduk. Ardından 2012 yılında Kurukahveci Mehmet Efendi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel derneklerin desteği ile Gezici Türk Kahvesi Kamyonu (Turkish Coffee Truck) projesini hayata geçirdim. Yaklaşık sekiz yıl boyunca New York, Washington DC ve Boston başta olmak üzere Amerika’nın önemli şehirlerinde; ayrıca 2013 yılında Hollanda, Belçika ve Kanada’da kahve kamyonumuzla dolaşarak yüz binlerce kişiye Türk kahvesini sevdirdik.
2019’da ise “Türk Kahvesinin Evrensel Yolculuğu” temalı uluslararası bir kültür turu gerçekleştirdik. Bu proje kapsamında mikro sanat ustası Hasan Kale, yazar Ahmet Şerif İzgören, Prof. Dr. Göknur Akçadağ ve gastronomi yazarı Cenk Girginol gibi uzmanlarla birlikte Türk kahvesini sanat ve kültürle buluşturarak 5 eyalette geniş kitlelere ulaştık.
Profesyonel kariyerimde Vaşington Türk Büyükelçiliği, Türk Hava Yolları ve sonrasında Dünya Bankası kapsamında faaliyet gösteren bir kadın vakfında görev aldım. 2015 yılında JCI tarafından “Türkiye’nin En Başarılı Genci”, 2017’de ise Turk of America tarafından “40 Yaş Altı En Etkin 40 Türk Amerikalı” arasında gösterildim.
2017 yılında ise, ortağım Ahmet Şerif İzgören ile birlikte Amerika’daki ilk otantik Türk kahvesi zincirini başlattık. Kamyon turlarımız sırasında The Washington Post gazetesi tarafından bana verilen “Turkish Coffee Lady” unvanı, hayatımda gerçek bir dönüm noktası oldu ve markamıza da ismini verdi.
2020 yılında ise Washington DC’de, dünyanın ilk kahve diplomasisi vakfı olan Turkish Coffee Lady Foundation’ı kurduk. Bu vakıf aracılığıyla hem Türk kahvesinin yaygınlaşması için stratejik çalışmalar yürütüyor hem de kahve etrafında toplulukları bir araya getirerek kültürel bağları güçlendiriyoruz.
Bugün bu yolculuk, kültür, girişimcilik ve inovasyonu bir araya getiren küresel bir harekete dönüşmüş durumda. Turkish Coffee Lady, bir kahve girişimi değil; Türkiye’nin ülke markasına katma değer sağlayan bir “kültürel wellness” hareketidir.
Washington Post’un size verdiği “Turkish Coffee Lady” unvanı hayatınızı ve markanızı nasıl etkiledi?
Bu isim sadece bir lakap değil, aynı zamanda taşıdığım kültürel misyonun güçlü bir yansıması oldu. İnsanlar beni bu isimle tanımaya başladıkça, topluma karşı sorumluluğumun da büyüdüğünü hissettim. Bu unvan, markamın organik bir şekilde doğmasına ilham verdi ve Türk kahvesini küresel bir hikâyeye dönüştürmemde çok güçlü bir temel oluşturdu.
Türk kahvesi 500 yıllık çok değerli bir kültürel miras. İsmi dünya genelinde bilinse de, yaygın tüketimi ve erişilebilirliği hâlâ sınırlı. 2009 yılından bu yana en büyük hedefim, bu mirası özellikle Amerika başta olmak üzere daha geniş kitlelere ulaştırmak oldu. Yabancı toplumlarla kültürel köprüler kurarak, Türk kahvesinin dünyayı etkilemiş çok önemli bir kültürel değer olduğunu vurguluyorum.
Aynı zamanda, bugün 100 milyar doları aşan küresel kahve sektörünün doğuşunda Türk kahvesi kültürünün oynadığı role dikkat çekiyorum. Washington Post, BBC ve Washingtonian gibi önde gelen uluslararası medya kuruluşlarında yer alan projelerimiz, 2012 yılında ABD Kongresi tarafından da kahve sohbetleri aracılığıyla ülkeler arasında dostluğu pekiştiren örnek bir girişim olarak onurlandırıldı ve resmi kayıtlara geçti.
Bunun yanında, 2021’de New York Times Meydanı’nda “Anadolu’nun Türk Kahvesi Öyküleri” belgeselimizin gösterimlerimiz oldu; başkent Washington DC, ve New York, Florida, Virginia, North Carolina’daki gibi çeşitli eyaletlerde 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü’nün resmi olarak kutlanmasında öncü olduk. 5 yıldır tarihi Old Town Alexandria’daki kültür evimizde her gün yüzlerce Amerikalıya zengin Türk mutfağını ve kahve kültürünü tanıtıyoruz.
Nihai amacımız çok net: 500 yıllık Türk kahvesi mirasının gastronomik değerini artırmak, yurtdışı pazarlarda etkili biçimde tanıtımını yapmak, kahve denildiğinde Türkiye’yi çağrıştırmasını sağlamak ve ülkemizin marka değerine katkıda bulunmak.
Kahveyi sadece bir içecek değil, bir “bağ kurma aracı” olarak görüyorsunuz. Bu yaklaşımınızın arkasındaki felsefe nedir?
Türk kahvesi, yüzyıllardır ilişkileri şekillendiren ve insanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan çok güçlü bir kültürel ritüeldir. Bu ritüelin özünde yavaşlamak, anda kalmak ve 40 yıllık hatrı olan bağlar kurmak vardır.
Kahve sadece bir ürün değil; bir deneyimdir. Bir fincan kahve etrafında insanlar hikâyelerini paylaşır, duygularını açar ve bazen hayatlarına yeni bir perspektif kazandırır. Bugün wellness kavramı çoğu zaman bireysel bir yolculuk olarak sunuluyor. Biz ise Turkish Coffee Lady olarak kültürel wellness yaklaşımını benimsiyoruz; yani iyiliği bağlantı, paylaşım ve kültürel iletişim üzerinden tanımlıyoruz.
Amerikalılar kahveyi çok seviyor; bizim de 500 yıllık köklü bir kahve kültürümüz var. Bu ortak payda üzerinden nasıl daha güçlü bir kültürel iletişim kurabiliriz sorusunun peşinden gittim.
Bugün ülkelerin imajını güçlendirmede halktan halka iletişim her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Kültürel alışverişe zemin hazırlayan gastrodiplomasi anlayışı, toplumlar arasında kalıcı ilişkiler kurulmasını ve yabancı toplumlar nezdinde algıların daha olumlu şekillenmesini kolaylaştırıyor. Mutfak sanatları, farklı milletlerden insanları aynı masa etrafında buluşturan eşsiz bir katalizör görevi görüyor.
Bu anlamda Türk kahvesi gastrodiplomasinin tam kalbinde yer alıyor. Çünkü yüzyıllardır barış, sevgi, misafirperverlik ve dostluk mesajlarını taşıyan bu kültürel miras, toplumsal ilişkileri de derinden şekillendirmiş durumda. Bizim de toplum olarak dünyaya kattığımız bu eşsiz değere gelecek nesiller adına daha fazla sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum.
Farklı ülkelerde Türk kahvesine verilen tepkiler nasıldı? Sizi şaşırtan bir deneyim oldu mu?
2006 yılında Boston’a ilk taşındığımda birinin Türkiye’nin Amerika’nın neresinde olduğunu sorması benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Bu soru, güçlü bir ülke imajının ne kadar kıymetli olduğunu bana çok net gösterdi. Amerika’da Türkiye algısı çoğu zaman belirsizken, Avrupa ve Kanada’da daha keskin; ya çok olumlu ya da çok olumsuz algılarla karşılaştım. Bu durum, uzun vadeli ülke markalaştırma çalışmalarının ne kadar kritik olduğunu açıkça ortaya koydu.
Kahve kamyonu turlarımız sırasında şunu da fark ettim: İnsanlara samimiyetle yaklaştığınızda, aslında sadece kahve değil; kadim bir gelenek, tarihten bir hikâye ve insani bir bağ paylaşıyorsunuz. Özellikle kahve falı deneyimi birçok kişi için unutulmaz oldu.
Beni en çok şaşırtan şey ise insanların bu ritüelle kurduğu duygusal bağdı. Dil ya da coğrafya fark etmeksizin herkes bu eşsiz kültürel deneyimde kendinden bir parça buldu.
Bir çok kişi ilk deneyiminden sonra “Artık her gün bu kahveyi içmeliyim” dedi. İşte o an, doğru yolda olduğumu anladım ve bu misyonu profesyonel, uzun vadeli bir girişime dönüştürme kararı aldım.
Türk kahvesi, Türkiye’nin gastronomi turizmi potansiyelinde nasıl bir rol oynuyor?
Türk kahvesi, Türkiye’nin en güçlü kültürel elçilerinden biri ve dünyanın ilk kahve pişirme yöntemidir. Gastronomi turizminde Türk kahvesi sadece bir içecek değil, çok katmanlı bir deneyimdir. Doğru anlatıldığında, Türkiye’ye olan ilgiyi artıran, ziyaretçileri daha derin bir kültürel yolculuğa davet eden eşsiz bir değere dönüşür.
Diğer yandan, gastronomik değerlerimiz ve Türk mutfağı bugün dünyada ne yazık ki hak ettiği şekilde tanınmıyor; yurtdışında İtalyan, Fransız veya Asya mutfakları gibi yaygın şekilde temsil edilmiyor, bu nedenle uzun vadeli kültürel markalaşma çalışmalarının önemi her geçen gün artıyor. Bugün birçok dünya markasından çok daha önemli 500 yıllık bir kültürel değerimiz olan Türk kahvesi var, ama biz yeterince bu kültüre sahip çıkmadığımız için bugün 120 yıllık geçmişe sahip İtalyan espressosu inovasyon ve kültürel iletişim gücü sayesinde dünyanın %80 pazarına sahip. Türk kahvesi, 16. yüzyıldan bu yana dünyaya yayılan kahve kültürünün temelini oluşturmasına rağmen, hâlâ hak ettiği görünürlüğe sahip değil. Günde yüz milyonlarca bardak kahvenin tüketildiği bir pazarda Türk kahvesinin büyük zincirlerde ve menülerde yeterince yer almaması önemli bir eksikliktir. Oysa Türk kahvesi; kendine özgü pişirme tekniği, telvesi, sunumu ve ritüelleriyle tarihin ilk gurme kahvesi ve kahvehane kültürünün çıkış noktasıdır. 2013 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınması da bunun en güçlü göstergelerinden biridir.
Peru ve Tayland örneklerinde olduğu gibi, gastro diplomasi çalışmalarımızı nitelikli turistleri ülkemize çekmek ve mutfağımızın zengin özelliklerini yerel kültürel sunumlarla birleştiren uzun vadeli bir stratejiye dönüştürmeliyiz. Rekabetin yoğun olduğu gastronomi turizmi alanında Türkiye’yi farklılaştıracak güçlü unsur, ziyaretçilere sadece lezzet değil; anlam, hikâye ve kültürel deneyim sunabilmesidir.
Bu doğrultuda Turkish Coffee Lady olarak Gastronomi Turizmi Derneği ve çeşitli kamu kurumlarıyla iletişimimizi sürdürüyor; ortak gastro diplomasi projeleri geliştirmek adına ulusal ve uluslararası kurumlar, kültür yazarları ve akademisyenlerle iş birlikleri yapıyoruz.
Girişimcilik yolculuğuna yeni başlayanlara özellikle sosyal girişimcilik alanında ne önerirsiniz?
Girişimcilik yeni bir değer yaratmaktır ve bu süreç cesaret gerektirir. İster küçük bir mahalle kütüphanesi kurun, ister küresel bir vizyonla yola çıkın, önemli olan fikrinizi hayata geçirirken öğrendikleriniz ve yarattığınız etkidir.
En önemli tavsiyem, girişimcilerin iletişim becerilerini geliştirmeleri ve değişen dünyayı yakından takip etmeleridir. Çünkü dünya çok hızlı dönüşüyor ve bu süreçte sosyal girişimcilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Ayrıca girişimcilerin kendi güçlü yönlerini iyi analiz etmeleri, net bir misyon belirlemeleri ve araştırma, pazarlama, satış gibi alanlarda kendilerini eğitmeleri büyük önem taşıyor.
Bu yolculuk kolay değil. Zorluklar, belirsizlikler ve hayal kırıklıkları mutlaka olacaktır. Ama önemli olan dirençli kalmak ve hiçbir olumsuzluğun cesaretinizi kırmasına izin vermemektir.
Ve en önemlisi: yarattığınız değer ve anlattığınız hikâye etrafında bir topluluk oluşturun. İnsanlar sizin hikâyenize inanırsa, sizi büyüten en güçlü destekçileriniz olurlar.
Gastronomi Turizmi Derneği ile bağlantınız ve ABD’de yaptığınız çalışmalar nelerdir?
Turkish Coffee Lady markasıyla bugüne kadar 6 ülkede ve 16 şehirde Türk kahvesini tanıttık ve Amerika’daki ilk Türk kahvesi zincirini kurduk. 2026 itibariyle, Almanya’da yeni bir temsilciliğimiz de bulunuyor. 2019 yılından bu yana da Gastronomi Turizmi Derneği ile güçlü bir işbirliği içindeyiz. GTD, yürüttüğü uluslararası faaliyetlerle Türk kahvesinin küresel tanıtımında önemli bir rol oynuyor. Bu sinerji sayesinde hem stratejik hem de kültürel açıdan güçlü projeler geliştirme fırsatı bulduk.
Şimdi ise çok heyecan verici bir adım daha atıyoruz: Dünyanın ilk şişelenmiş soğuk Türk kahvesi serisiyle Amerika’nın hızla büyüyen soğuk kahve pazarına giriyoruz. GTD Başkanı Gürkan Boztepe’nin de desteğiyle, Mayıs ayında İstanbul’da bir lansman da gerçekleştireceğiz.
Bu inovatif proje ile 500 yıllık geleneğimizi modern dünyaya taşıyoruz. Aynı zamanda, InvestBev Accelerator programına yüzlerce başvuru arasından seçilerek bu vizyonumuzu uluslararası düzeyde doğrulama fırsatı elde ettik. Bu ürün bizim için sadece bir içecek değil; kültürel ve fonksiyonel bir wellness deneyimi. Ayrıca ürünlerimize entegre ettiğimiz kahve falı deneyimi Coffee Sayer ile bu kadim geleneği teknolojiyle buluşturarak yeni nesillere ulaştırıyoruz.
GTD ile ortak amacımız çok net: Türk kahvesini sadece tanıtmak değil, onu küresel bir yaşam tarzına dönüştürmek ve kültür ihracatı yoluyla ülkemize değer katmak.