Bu da nereden çıktı diyebilirsiniz .Benden çıktı; kaynak benim…
Davos zirvesinde bu sene ülkemizi temsilen Türkiye Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı olarak ben gideceğim, davet Global Tourism’den geliyor. Ben de kaydımı yaptırıyorum.
Bakıyorum Vize sürem dolmuş tekrar başvuruyorum. Danimarka üzerinden…
Schengen’den gelen yanıt RET.

Bu aslında skandal…
Sebep çok basit uluslararası tanıtımlarda Türk Mutfağı olarak o kadar başarılıyız ki; Avrupa ve ABD mutfakları 2.değil 3 planda kalmaya başladı.
Bunu en son Kuzey Afrika’da yaşadık. Fransızların sömürgesi olmasına rağmen Fransızların en büyük derneği (bizim bazı ukala tiplerin hala ülkemizde üye olup da hava atmaya çalıştığı ) “Chaine des Rotisseurs Derneği” Türk mutfağından sonra beğenilen ikinci mutfak oldu. Biz Türk Mutfağı olarak ilk ödülü alan ülke olduk.
Yurtdışında nereye gitsek hangi etkinliğe katılsak açık ara Türk mutfağı hep 1 numara..
Gerek coğrafi işaretli ürünlerimiz ile gerek yemek sayımız ile gerek yemek detaylarımızdaki yapım şekli gerek içecek gerek yemek sunumlarımız gerek şeflerimizin başarıları ile…
Ben bunu şahıs olarak değil GTD olarak ülkemizin makamları ve bakanlıklarımız ve belediyelerimiz ile bugün değil 10 yıldır dernek olarak anlatıyorum. Bu yükseliş sonunda Avrupa’yı rahatsız etti.
Vize konularında sıkıntı zaten yaşatan Schengen bölgesi Cumartesi bana sabah mail atarak 48 saat içinde ek belge istedi. Zaten 4-5 kez schengen verilmiş 2 anonim şirket sahibi ayrıca 2 uluslararası dernek başkanından sen ek belge istemende amacın nedir? Ayrıca resmi makamların Cumartesi-Pazar kapalı olduğunu bilmene rağmen .Yine de yanıtı 15 dakika içinde vermiş olmamıza rağmen gelen yanıt RET…
Bu demek ki Avrupa bizi kıskanıyor. Avrupa’da bürokrat pek çok arkadaşım var kimse bozulmasın Türk mutfağı kompleksi de yapmasınlar. Dün akşam Belçika Bakanlığı etkinliğinde beni davet ettiklerinde de belirttim; Avrupa Türk Mutfağından korkuyor .
Bildiğim kadar ile sadece vize sorunu Türk mutfağına özel değil. Türsab Başkanı Firuz Bağlıkaya’da da Amerika Vizesi daha önce ret olduğunu hatırlıyorum. Türk turizmi en güçlü kası Türk mutfağı bunun önünü nasıl keseriz diyen bir lobi var. Bizim için sorun değil biz her türlü ABD ve ve Avrupa’da ve dünyada Türk mutfağını hak ettiği yere getireceğiz. Bu tip zorluklar bize sadece zaman kaybettirir.
Davos benim için bitmiştir
Davos benim için bitmiştir. Evet Cumhurbaşkanımız bu cümleleri kullandığı zamanlar biraz abartılı bulmuştum. Şimdi hak veriyorum. Davos benim için de bitmiştir. Davos’ta Türk mutfağı tanıtımı istenmiyor ise biz onları hiç istemiyoruz.
Şimdi gelelim; New York, Dubai, Romanya, Malta, Afrika, Nepal, Hong Kong pek çok ülkede şehirde tanıtım nasıl yapıyoruz. Elbette oradaki Ticaret Bakanlığımız ticari ateşelerimiz, Turizm Bakanlığımız veya Yunus Emre Vakfı ile koordine oluyoruz. THY ,TİM ,DEİK vb kurumlarda her zaman yanımızda oluyor. Şimdi ülke olarak biz yurtdışında kenetlenmiş durumdayız Anadolu kadının ürünlerini yemeklerini kıtalararası tanıtırken bu vize reddi amacı ortada.
Ben bunu kişisel olarak değil ülkemize yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiriyorum.
Avrupa ABD ve Danimarka’da defalarca gidip gelen GTD başkanına vize vermemek amacı ne olabilir başka? …
Genelde başkaları utanıp kişisel olarak algılıyor olabilir ben tam tersine bu konuya bakanlıklar ve Türsab nezdinde yaklaşılması mantığındayım.
Bir ülkenin prestiji pasaportun geçerliliği ile doğru orantılıdır.
Turizm Bakanımız Mehmet Ersoy ve Türsab Başkanı Firuz Bağlıkaya görevlerinden bir tanesi de iş veya turizm amaçlı yurtdışına çıkmak durumunda olan iş insanları ve turizm acenteleri ile geziye gideceklerin veya sağlık veya okuma amaçlı gidip gelmek zorunda olanların vizelerinde kolaylık sağlanmasıdır.
Bugün Türsab Başkanına veya GTD Başkanına vize vermeyenler yarın Turizm Bakanına sorun çıkartırlar. Hadsizliklere had bildirmek bizim değil devletin işi. Dış işleri bakanlığı bu yüzden var .
Michelin gerçekleri
Şimdi gelelim çelişkiye; Michelin’i ülkemize davet ettik. Bu sadece ülkemizin turizm potansiyelini yukarı taşımak ve normal turistten yedi kat fazla para harcayan Gastronomi turizminde ülkemizi artık nitelikli turist destinasyonu olarak görülmesi için bir fırsat yaratmakla beraber; Avrupa ve ABD de sıkışmış bir michelin seçkisinin Türk mutfağını keşfederek elindeki potansiyel deneyim yaşamak isteyenlere inanılmaz bir derin kültür sunmasını sağlamış durumda. Bu konuda Turizm Bakanımızı çok eleştirenler oldu. Ne gerek var veya niye astronomik rakamlar ödendi de girildi veya neden sadece İstanbul, İzmir Bodrum, Kapadokya vb bu eleştirilerin ötesinde Michelinin kapalı restoranları da adres gösterdiği eleştirileri oldu. Ben bu eleştirilere katılmıyorum. Günün sonunda dünyanın en önemli derecelendirme şirketi Türkiye’ye geldi mi geldi, bunu getiren Mehmet Ersoy ise helal olsun deyip alkışlamak lazım. O gelmeden neler vardı tek tek saydırmayın bana. Sabah erken kalkan Restoran derecelendirme işine girmiş idi. Hala da devam edenleri var. Dergi işi yapan restoran derecelendirme veya gazeteci ödül töreni yapıyor şeklinde ilerliyoruz. Bunların jürilerini tek tek masaya yatıralım senden benden daha donanımlı bilgili değil sadece şişirilmiş ukala tiplerden oluşuyor. Bu işi yapanlar tüccar olmuş. Reklam ver al sana ödül …
Şimdi bu noktada ülkede ego savaşlarını bırakıp yurtdışında tanıtımlara tek vücut olarak dönmemiz gerekmekte.
İtalya’da Türk mutfağından korkup otellerde bize izin vermeyen bir İtalya ile aslında gastronomik bir rekabet halinde olduğumuzu bilmiyor olabilirsiniz ama ben size bilgi vermiş olayım. Roma’da kapı kapı etkinlik için paramız ile otel tutamadık. Sebep Türk mutfağından korkuyor olmaları. Roma’da büyükelçimiz sağ olsun yardımcı olsa da etkinlik gerçekleştiremedik. Neden çünkü İtalyanlar gerçeği biliyor; Türk mutfağı Dünya’nın en iyi mutfağı …
Gelelim yabancı hayranlığına…
Şimdi İstanbul’da pideci aç bakalım işliyor mu? pizzacı aç nasıl işliyor.
Akşam yemekten sonra çay veya Türk kahvesi istemek mi yoksa kahve isterken double esspresso mu istemek daha havalı?
Biz bizden sonraki nesillere en büyük miras anneannelerimiz yemeklerini ve gastronomi kültürünü bırakmak.
Özenti bir toplum olmaktan öteye geçip Dünya’yı gezerek Türk Bayrağını yemekler ile gastro diplomasi ile Peru -Nepal dahil vizyoner bir şekilde dikebilmek.
İş birbirini taklit eden Yenikapı veya Yöresel günler fuarlarda birbirimizi kazıklamaya çalışmak değil; Yurtdışından gastronomi turisti çekmek ve yurtdışında tanıtım yapmak mal ve hizmet ihracatı…
Bu haftalık benden bu kadar kalın sağlıcakla …