Geçtiğimiz yıllarda İspanya’dan İtalya’ya, Yunanistan’dan Türkiye’nin Ege kıyılarına kadar birçok zeytin bölgesini görme fırsatım oldu. Dikkatimi çeken ortak bir nokta vardı. Herkes zeytinyağı üretiyordu ama herkes aynı hikâyeyi anlatamıyordu.
İspanya’da yüzlerce hektarlık bahçeleri görüyorsunuz. Ufuk çizgisine kadar uzanan zeytinlikler ve son derece modern tesisler… Üretim hacmi gerçekten etkileyici. İtalya’ya geçtiğinizde ise işin içine biraz duygu, biraz yaşam tarzı ve güçlü bir pazarlama giriyor. Bir şişe zeytinyağı bazen içindeki yağdan çok anlattığı hikâyeyle değer kazanıyor.

Sonra Anadolu’ya dönüyorsunuz.
Ayvalık’ta sabah erken saatlerde başlayan hasadı izliyorsunuz. Milas’ta sıkımdan çıkan ilk yağın kokusunu alıyorsunuz. Datça’da rüzgârın şekillendirdiği ağaçlara bakıyorsunuz. O zaman fark ediyorsunuz ki Türkiye’nin elindeki en büyük zenginlik üretim miktarı değil.
Çeşitlilik.
Karakter.
Ve her bölgenin kendine özgü kimliği.
Bugün dünyada iyi zeytinyağı üretmek artık tek başına yeterli değil. İyi şarapta olduğu gibi insanlar ürünün geldiği toprağı, ağacın yaşını, hasadın zamanını ve üreticinin yaklaşımını merak ediyor. Kısacası tüketici artık sadece ürün satın almıyor; ürünün hikâyesini de satın alıyor.

Bu noktada Türkiye’nin önünde çok önemli bir fırsat bulunduğunu düşünüyorum.
Yıllar boyunca zeytinyağını tonaj ve ihracat rakamları üzerinden değerlendirdik. Oysa geleceğin kazananları en çok üretenler değil, en özgün hikâyeyi en yüksek kaliteyle birleştirebilenler olacak.
Ayvalık’ın, Memecik’in, Domat’ın veya Gemlik’in sahip olduğu karakter dünyanın birçok ülkesinde yok. Bizim uzun yıllardır sıradan kabul ettiğimiz bu çeşitler aslında uluslararası gastronomi dünyasının aradığı özgünlük kaynakları.

Son yıllarda butik üreticilerin yükselişini de bu yüzden çok önemsiyorum. Birkaç bin litre üretim yapan aile işletmeleri bazen milyonlarca litre üreten fabrikalardan daha fazla dikkat çekebiliyor. Çünkü günümüz tüketicisi artık kusursuz standartlardan çok, samimiyet ve özgünlük arıyor.
Bence Türk zeytinyağının geleceği de tam burada yatıyor.
Daha büyük olmakta değil.
Daha farklı olabilmekte.
Çünkü Akdeniz’in birçok ülkesi zeytinyağı üretiyor. Ancak çok azı Anadolu kadar zengin bir geçmişe, bu kadar farklı mikro iklime ve bu kadar geniş bir çeşit yelpazesine sahip.

Önümüzdeki yıllarda dünya gastronomisinde Türk zeytinyağını daha fazla konuşacaksak bunun nedeni yalnızca üretim rekorları olmayacak.
Asıl neden, Anadolu’nun binlerce yıldır sessizce biriktirdiği bu eşsiz mirasın nihayet hak ettiği değeri bulması olacak.
