Cuma, Haziran 5, 2026

Uzman Klinik Psikolog İlayda İpekel: “Bir Danışanın İlk İhtiyacı Anlaşılmaktır”

Modern yaşamın hızında stres, kaygı ve duygusal yükler yalnızca ruh halimizi değil, günlük alışkanlıklarımızı da derinden etkiliyor. Özellikle yeme davranışları, çoğu zaman fiziksel ihtiyaçların ötesinde duygusal süreçlerle şekilleniyor. Peki insanlar neden aynı olaylara farklı tepkiler veriyor? Duygularımız beslenme alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor? Terapi sürecinde bireylerin en çok ihtiyaç duyduğu şey ne?

Bu sayımızda, Klinik Psikoloji alanında uzmanlaşmış değerli konuğumuzla insan davranışlarını anlamaya yönelik merakından başlayan mesleki yolculuğunu, terapi çalışmalarını ve psikolojik iyi oluşun temel dinamiklerini konuştuk. Kaygı, stres yönetimi, özgüven, ilişki sorunları ve duygusal yeme davranışları üzerine önemli değerlendirmelerde bulunan uzmanımız, hem yetişkinlerle hem de çocuk ve ergenlerle yürüttüğü çalışmalardan hareketle ruh sağlığına dair dikkat çekici bilgiler paylaştı.

Kendimizi daha iyi tanımaya, duygularımızı anlamaya ve bedenimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya dair ilham verici bu söyleşiyi ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Keyifli okumalar.

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Psikolojiye yönelme hikâyeniz nasıl başladı?

İnsan davranışlarını anlamaya olan merakım çok küçük yaşlarda başladı. İnsanların aynı olaylara neden farklı tepkiler verdiğini, yaşadıkları deneyimlerin kişiliklerini nasıl şekillendirdiğini her zaman sorgulayan biriydim. Bu merak zamanla mesleki bir hedefe dönüştü ve psikoloji eğitimimi tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji alanında uzmanlaştım.

Bugün hem yetişkinlerle psikoterapi süreçleri yürütüyor hem de çocukların bilişsel, duygusal ve dikkat gelişimlerine yönelik çalışmalar gerçekleştiriyorum. Psikoloji benim için sadece bir meslek değil; insanın kendini tanıma ve dönüştürme yolculuğuna eşlik etmenin anlamlı bir yolu.

Klinik psikoloji alanındaki uzmanlık alanlarınız neler?

Klinik pratiğimde ağırlıklı olarak kaygı bozuklukları, stres yönetimi, ilişki problemleri, özgüven çalışmaları, duygusal yeme davranışları, yaşam geçişleri ve kişisel gelişim alanlarında çalışıyorum.

Ayrıca çocuk ve ergenlerle dikkat, öğrenme süreçleri, akademik performans, sınav kaygısı ve duygusal gelişim konularında çalışmalar yürütüyorum. Terapi sürecinde her danışanın ihtiyaçlarını bireysel olarak değerlendiriyor; bilimsel temelli yöntemleri kişinin yaşam öyküsüyle bütünleştirerek ilerlemeyi önemsiyorum.

Stres ve kaygı insanların yeme alışkanlıklarını etkileyen psikolojik faktörler nelerdir?

Stres ve kaygı yalnızca zihinsel süreçleri değil, bedenimizi ve yeme davranışlarımızı da doğrudan etkiler. Pek çok kişi aç olduğu için değil; rahatlamak, sakinleşmek veya olumsuz duygularla baş etmek için yemek yiyebilir.

Yoğun stres altında beynimiz hızlı ödül sağlayan yiyeceklere yönelmeye daha yatkın hale gelir. Özellikle şekerli ve yüksek kalorili besinler kısa süreli rahatlama hissi yaratsa da bu durum uzun vadede suçluluk, kontrol kaybı ve tekrar eden yeme döngülerine neden olabilir.

Bu nedenle yeme davranışını değerlendirirken sadece tabağa değil, kişinin duygusal dünyasına da bakmak gerekir.

Bir danışan terapiye ilk kez geldiğinde en çok neye ihtiyaç duyuyor?

Bir danışanın ilk ihtiyacı çoğu zaman çözümden önce anlaşılmaktır.

Terapi odasına gelen kişi genellikle uzun zamandır taşıdığı yükleri ilk kez paylaşmaktadır. Bu nedenle güvenli, yargılanmadığı ve duyulduğunu hissettiği bir alan oluşturmak terapinin temelidir.

Danışan kendini ifade edebildiğinde, yaşadıklarını anlamlandırmaya başladığında ve yalnız olmadığını hissettiğinde değişim süreci de doğal olarak başlamış olur. Terapi aslında kişinin kendi hikâyesini daha net görebildiği bir ayna görevi görür.

Yemek sadece fiziksel bir ihtiyaç mı, yoksa duygusal bir deneyim mi?

Yemek elbette biyolojik bir ihtiyaçtır ancak aynı zamanda güçlü bir duygusal deneyimdir.

Kutlamalar, aile sofraları, çocukluk anıları, ödüllendirme alışkanlıkları ve hatta stresle baş etme biçimlerimiz yeme davranışlarımızı şekillendirir. Bu nedenle bazen yediğimiz şeylerden çok, neden yediğimiz sorusu önem kazanır.

Beslenme davranışı yalnızca açlığı gidermekle ilgili değildir; aidiyet, rahatlama, güven, mutluluk ve bazen de duygusal boşlukları doldurma ihtiyacıyla ilişkilidir. Sağlıklı bir ilişki kurabilmek için kişinin hem bedensel hem de duygusal ihtiyaçlarını fark etmesi gerekir.

Son olarak, hem danışanlarınıza hem de okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Günümüzde insanlar çoğu zaman güçlü görünmeye çalışırken kendi duygularını ihmal edebiliyor. Oysa psikolojik iyi oluş; kusursuz olmak değil, kendimizi olduğu gibi kabul edebilmekle başlar.

Kendinize karşı daha şefkatli olmayı, ihtiyaçlarınızı fark etmeyi ve gerektiğinde destek istemeyi bir güç göstergesi olarak görmenizi isterim. Çünkü ruh sağlığı da en az fiziksel sağlık kadar önemlidir.

Unutmayın; değişim bir anda gerçekleşmez. Ancak insan kendini tanımaya cesaret ettiğinde, hayatında düşündüğünden çok daha büyük dönüşümler yaratabilir. Bu yolculukta atılan küçük adımlar bile büyük değişimlerin başlangıcı olabilir.

Değerli paylaşımları ve samimi değerlendirmeleri için konuğumuza teşekkür ediyoruz. Bu söyleşi, ruh sağlığının yaşamımızın her alanıyla ne kadar yakından ilişkili olduğunu; stres, kaygı, beslenme alışkanlıkları ve duygusal süreçlerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha hatırlatıyor.

Kendimizi anlamaya yönelik her adımın daha sağlıklı, dengeli ve farkındalığı yüksek bir yaşamın kapısını aralayacağına inanıyoruz. Günlük hayatın yoğun temposunda duygularımıza kulak vermeyi, ihtiyaçlarımızı fark etmeyi ve gerektiğinde destek istemeyi unutmamak büyük önem taşıyor.

Resto Dergisi olarak, bilgi ve deneyimlerini okurlarımızla paylaşarak bu sayımıza değer katan konuğumuza içten teşekkürlerimizi sunuyor; kendisine çalışmalarında başarılarının devamını diliyoruz.

Bir sonraki röportajımızda yeniden buluşmak dileğiyle.

Yazar