Hatay Dayanışma Derneği Başkanı- Fahir ABACI
Bir gastronomi araştırmasında şu cümle karşıma çıkmıştı ‘Eğer dünya bir ev olsaydı mutfağı Antakya olurdu.’
Evet bu cümle Antakya’nın hakkıyla elde ettiği bir değer bulma cümlesidir. Bu yüzden de UNESCO tarafından Antakya gastronomi şehri seçilmiştir. Yani bu cümle zorlama içermemekte. Bizzat Antakya şehri bunu kadim tarihindeki medeniyetlerin orada yaşayanlara bıraktığı miras bu lezzet çeşitliliği ile bu mutfaktır.

Biliyoruz ki depremden sonra hala acılar ilk gün gibi devam etmekte. Bize düşen bu ilgisizliğe karşı duyarsız ve kabullenişten çıkmak, sürekli şikayet edip buna sığınan insanlar olma görüntüsü vermekten kurtulma zamanı gelmedi mi? Zamanı geldi ve geçiyorsa neyi nasıl yapmalıyız konusuna değinelim.
Bizi ayağa tarımımız, hayvancılığımız, zeytinimiz ayağa kaldıracak. Hem de imkansızlıkları bahane etmeden atadan kalma usullerle bunu başaracağız. Çünkü bizim ürettiklerimiz üreteceklerimiz zengin mutfağımızın temellerini oluşturmaktadır. Üretmeye devam etmezsek mutfağımız yok olma tehlikesi ile karşılaşır. Yeniden üretmeye başlayıp dünyaca tanınan mutfağımızı zirvede elbirliği ile tutmaya devam edeceğiz.
Mutfağımız bizi bulunduğumuz yokluktan yukarıya taşıyacaktır. İşte bu noktada yemek yemek için seyahat etme talepleri başlar İlimiz dışından ilimize doğru. Biz buna ‘Gastronomi Turizmi’ diyoruz. Yabancılar gelir günübirlikçi yerli turistler gelir bu eşsiz mutfağı tatmaya.
Gastronomi Turizmi merkezi olmak için o ilde ne olmalı? Neler Gastronomi turizmini zirveye taşır? Yazımın devamında bunlara değineceğim.

Şimdi çok eski bir tarihe sahip olan Hatay’ı kısaca tanıyalım:
Hatay Türkiye’nin güneyinde yer alan bir ildir. Tarihi oldukça zengin ve çeşitlidir. Antik çağlarda birçok medeniyetin izlerini taşır. Özellikle Antakya şehri ve civarı tarihiyle ön plana çıkar.
Sümerlerin sınır alanı içinde olan bu topraklara daha sonra Antik Roma döneminde Antiokha olarak bilinen Antakya tarihi boyunca Sümerler, Hititler, Asurlular, Persler, Roma imparatorluğu, Bizans imparatorluğu, Emevi ve Abbasi halifelikleri, Selçuklu imparatorluğu ve Osmanlı imparatorluğu gibi birçok medeniyetin hüküm sürdüğü bir merkez olmuştur. Bu bölge aynı zamanda tarihi ipek yolunun bir parçası olarak önemli ticaret yollarını barındırmıştır.
Hatay, Fransa mandası altında olan bir bölge iken, Mustafa Kemal Atatürk’ün diplomasideki başarısı ile 1939 yılında Türkiye’ye katılmıştır.
Bu nedenle Hatay’ın tarihi kültürel ve dilsel olarak çeşitli etkileşimlere sahiptir. Yerli ve yabancı tur operatörleri burayı tarihi ve kültürel zenginlikleri ile bilinen bir bölge olarak gezi rotasına bu sebeplerle dahil etmişlerdir.
Yukarda saydığımız medeniyetlerin bu topraklarda bıraktıkları mutfak kültürü bu imparatorluklar yok olunca kaybolmadı. Hatta her yüz, yüz elli yılda bir yaşanan depremlerde mutfak kültürünü yok edememiş ve bu mutfak tarihin bize bıraktığı en değerli miras olmuştur.
Tarihçiler, tarihte dünyada yaşanmış en çok can kaybının yaşandığı 4 büyük depremin ikisi Hatay’da olmuştur der. Bunlara bir cümle ile değinmek isterim.

M.S.115 yılında 7,5 şiddetinde depremde 260 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Yine tahmini hesaplamalara göre 525 yılında 7 büyüklüğündeki depremde ise 250 bin kişinin hayatını kaybettiğini tarih yazar.
Son yaşadığımız 6 ve 20 şubat 2023 depremlerindeki kayıplarımız az değil. Tarih bu depremi en çok can kaybının yaşandığı 5. deprem olarak da yazacaktır.
Onca yaşanmış savaşa ve depreme rağmen yaklaşık 650 çeşide yakın yemeğin kaydedildiği Hatay mutfağı zenginliğini korumuş ve korumaya devam edecektir.
İşte Hatay mutfağı savaşlara ve afetlere rağmen bu zengin tarihsel arka plan sayesinde benzersiz bir çeşitlilik ve derinlik kazanmıştır. Bu medeniyetlerin her biri, Hatay’ın yemek kültürüne kendi lezzetlerini ve pişirme tekniklerini katmıştır.

Turistler buraya bu mutfağın ataları bu topraklara ne iz bırakmışlar onu bu günkü şeflerimizin maharetli ellerinden çıkan yemekleri lezzetleri tatmaya teneffüs etmeye hissetmeye geliyorlar. Bunun farkında olarak işimize dört elle sarılmalıyız. Biz bu kadim tarihe ve onun mirası olan mutfağa sahip çıkacağız ki turistler buraya gelmeğe devam etsin.
Peki belediyelere düşen görevler yok mu var. Belediyeler bölge tarihini doğru anlatacak rehber istihdam etmeli. Buraya gelen Hataylı olmayan rehberler buradaki gerçekleri, gerçek tarihini ve siz lezzet mirasçılarını turistlere anlatmadan geri dönüyorlar. Bu yerel olmayan rehberlerin çoğu, ya bilmedikleri için anlatmıyorlar yada bilerek buradaki tarihi çarpıtıp değersizleştiriyorlar.
Sağlıkla kalın.
(Bundan sonraki yazımız. Antakya Gastronomi Turizminin Başkentidir -2 Konu: “Antakya’yı ne kadar tanıyoruz”)
Fahir Abacı
fahirabaci@gmail.com
