Perşembe, Nisan 16, 2026

Fuarcılığın Geleceğini Okuyan Bir Lider: Banu Keskin ile EMITT 2026

Fuarcılık; insan, sektör ve vizyonu aynı çatı altında buluşturan, sürekli dönüşen dinamik bir ekosistem. Bu ekosistemin içinde uzun soluklu bir yolculuk inşa eden isimler ise yalnızca fuarları değil, sektörlerin geleceğini de şekillendiriyor. ICA Events bünyesinde Yapı – Turkeybuild İstanbul ve EMITT – Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nın direktörlüğünü eş zamanlı olarak yürüten Banu Keskin, fuarcılığı bir meslekten öte, öğrenme ve dönüşüm alanı olarak tanımlayan liderlerden biri.

2005 yılında üniversite öğrencisiyken adım attığı fuar dünyasında, satıştan proje yönetimine, ekip liderliğinden marka stratejisine uzanan güçlü bir kariyer inşa eden Banu Keskin, bugün Türkiye’nin en köklü ve en etkili fuar markalarının dönüşümüne liderlik ediyor. EMITT’in yeni dönem vizyonu, uluslararası rekabette Türkiye fuarcılığının konumu, liderlik anlayışı ve yükselen gastronomi turizmine bakışı üzerine samimi ve ilham verici bir perspektif sunan bu röportajda; sorumlulukla büyüyen bir kariyerin, ortak akla dayalı liderliğin ve geleceğe dönük stratejik dönüşümün izlerini bulacaksınız.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Fuarcılık sektörüyle ilk tanışmam 2005 yılında, üniversite öğrencisiyken oldu. O dönem Almanca öğretmenliği okuyordum ve fuarlarda katılımcı destek birimlerinde çalışıyordum. Açıkçası bu deneyimin bir kariyer yolculuğuna dönüşeceğini o günlerde öngörmemiştim; ancak fuarların dinamizmi, insan ilişkileri ve sürekli hareket halinde olan yapısı beni çok hızlı şekilde içine çekti.

 

Fuar ortamında çalıştıkça, bu işi yaparken gerçekten keyif aldığımı net bir şekilde fark ettim. Bu farkındalık, akademik olarak çizdiğim yolu da sorgulamama neden oldu ve mezuniyetimle birlikte kariyer rotam değişti. Mezun olur olmaz, halen çalışmakta olduğum ICA Events’te satış departmanında proje yöneticisi olarak profesyonel hayata adım attım.

İlk yıllar elbette kolay değildi. Kurumsal bir yapıda, satış gibi yüksek tempolu ve hedef odaklı bir departmanda çalışmak beni hem mental hem de profesyonel olarak oldukça zorladı. Ancak bu süreçte kendimle ilgili çok net bir şey öğrendim: Keyif almadığım bir işte başarılı olmam mümkün değil. Başka bir yol seçsem, onun da kendi içinde farklı zorlukları olacaktı. Bu yüzden zorluklardan kaçmak yerine, her birini aşılması gereken bir basamak olarak görmeyi tercih ettim.

Zamanla şunu fark ettim: Sorumluluk aldıkça “büyüdüğümü” değil, daha çok kendim olduğumu hissediyorum. Sorumluluk benim için sonradan edinilmiş bir refleks değil; sanki DNA’ma yazılı bir kod gibi. Üzerime yeni bir rol aldığımda yükten çok aidiyet hissediyorum. Belki de bu yüzden, zor anlarda geri çekilmek yerine sorumluluk almaya daha da yaklaşıyorum.

Bugün ICA Events bünyesinde, Yapı – Turkeybuild İstanbul ve EMITT – Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nın direktörlüğünü eş zamanlı olarak yürütüyorum. Yapı ve turizm gibi iki farklı ama stratejik sektörün en güçlü fuar markalarını yönetmek; bana hem çok boyutlu bir bakış açısı kazandırıyor hem de sorumluluğu yüksek ama bir o kadar da motive edici bir liderlik alanı sunuyor.

Bugün geldiğim noktada fuarcılık benim için sadece bir meslek değil; öğrenmeye, dönüşmeye ve kendim olmaya devam ettiğim uzun soluklu bir yolculuk.

 

 

 

 

EMITT’in direktörlüğüne atanmanız sektörde heyecan yarattı. Yeni yıla yönelik 2026 hedefleriniz neler?

EMITT gibi köklü ve güçlü bir markanın yeni dönemine liderlik etmek gerçekten çok heyecan verici ve direktörlüğümün sektörde böyle bir ilgi ve heyecanla karşılanması benim için büyük bir motivasyon kaynağı. 28 yıldır Türkiye turizmine yön veren; bugüne kadar pek çok yeni destinasyonun ortaya çıkmasına öncülük eden, şehirlerin ve bölgelerin markalaşma süreçlerine güçlü katkılar sağlayan bu köklü fuarın yıllar içinde Türkiye turizmine kattığı değerin farkındayım ve bu mirası korurken EMITT’i önümüzdeki döneme hazırlayacak gerçek bir dönüşüm başlatmamız gerektiğine inanıyorum.

EMITT 2025 yılında, 39 ülkeden 656 katılımcı ve 2.906’sı uluslararası olmak üzere toplam 23.725 ziyaretçiyi ağırlayarak, tarihinin en yüksek uluslararası ziyaretçi oranına ulaştı. Toplam ziyaretçilerin yaklaşık %12’sinin uluslararası profesyonellerden oluşması, EMITT’in sadece bölgenin değil, küresel turizm ekosisteminin de referans platformlarından biri olduğunu gösteriyor.

Bu güçlü tabloyu 2026’ya taşırken hedefimiz, EMITT’in marka değerini daha da büyütecek yenilikçi bir vizyon ortaya koymak. Ben 2026’yı EMITT için yeniden konumlanma yılı olarak görüyorum. Bu doğrultuda attığımız en önemli adımlardan biri, fuarın yeni adresi olan İstanbul Fuar Merkezi’ne geçişimiz oldu. 5–7 Şubat 2026 tarihlerinde İFM’de kapılarımızı açarken hem merkezi konum hem de modern altyapının sunduğu imkanlarla daha erişilebilir ve verimli bir fuar deneyimi sunuyor ve bu değişimi yalnızca mekânsal değil; zihinsel ve yapısal bir dönüşüm olarak ele alıyoruz.

Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Bu doğrultuda paydaşlarımızı daha aktif dinliyorum, onlarla daha sık bir araya geliyorum ve EMITT’in önümüzdeki üç yıla yayılan vizyonunu bizzat kendim anlatıyorum. Amacım, bu süreci herkesin dahil olduğu, ortak akılla ilerleyen bir dönüşüm yolculuğuna dönüştürmek.

Bir diğer önemli odağımız ise EMITT’in uluslararası iş üretme gücünü artırmak. Uluslararası satın almacı ve profesyonel ziyaretçi sayısını yükseltmek, daha nitelikli iş eşleşmeleri yaratmak ve fuarın ticari değerini güçlendirmek temel önceliklerimiz arasında. Bizim için sayıdan çok etki, kalabalıktan çok doğru bağlantılar önemli.

Özetle EMITT 2026; daha global, daha bağlantı odaklı ve paydaşlarıyla birlikte dönüşen bir platform olma iddiasını daha net ortaya koyan bir yıl olacak. Hedefimiz, EMITT’i yalnızca ziyaret edilen bir fuar değil; iş üreten, hatırlanan ve değer yaratan bir buluşma noktası haline getirmek.

 

 

ICA Events bünyesinde farklı seviyelerde önemli görevler üstlendiniz. Bu yolculuk, liderlik tarzınızı ve iş yapış biçiminizi nasıl şekillendirdi?

ICA Events bünyesinde farklı görevlerde yer almak, bana A’dan Z’ye bir fuarın tüm basamaklarını görme ve her birimin kendi dinamiğini anlama imkânı sundu. Bu süreç, bugün ekiplerle ve paydaşlarla kurduğum iletişimin temelini oluşturuyor.

Zamanla şunu fark ettim: Benim için unvanlar, kişilerden çok üstlenilen görevler üzerinde anlamlı. Bu farkındalık, iletişimde hangi “Banu”nun o an ekiplerle konuştuğunu ayırt etmenin ne kadar önemli olduğunu anlamama sebep oldu. Bazen yönetici, bazen ekip arkadaşı, bazen de dinleyen ve alan açan Banu olarak doğru yerde durmak, sağlıklı bir çalışma kültürü yaratıyor.

Bu yaklaşımı yalnızca ekip içi ilişkilerde değil, paydaşlarımızla olan iletişimimde de önemsiyorum. Yapı ve Turizm sektörleri dinamikleri birbirinden oldukça farklı olan iki sektör olsa da işin özünde her zaman insanlarla doğrudan iletişim var. Bu nedenle ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz, hangi duyguyla ve hangi enerjiyle yaklaştığımız da en az işin kendisi kadar belirleyici oluyor. Farklı pozisyonlarda, farklı sorumluluklar alarak şunu çok net öğrendim: Liderlik yalnızca süreçleri yönetmek değil; temas ettiğiniz herkeste güven, açıklık ve doğru bir etki bırakabilmek. Bugün iş yapış biçimimi şekillendiren en önemli unsur da bu dengeyi her temas noktasında koruyabilmek.

Tüm bu deneyimler, bana hiyerarşik bir yapı yerine ekip ruhunu, iş birliğini ve ortak hedef kültürünü güçlendiren bir yaklaşımın çok daha fazla değer yarattığını gösterdi. Farklı markalarda edindiğim birikim, beni “tek bir fuarın başarısına odaklanmaktan” çıkarıp, “tüm portföyün stratejik değerini büyütmeye” yönlendirdi.

Bugün ICA Events’te benimsediğim liderlik anlayışı, ekiplerin potansiyelini ortaya çıkaran, yenilikçiliği teşvik eden ve her markanın kendi gücünü daha geniş bir bütünün parçası hâline getiren bir yaklaşım üzerine kurulu.

 

 

B2B fuarcılıkta uluslararası rekabet hızla artıyor. Türkiye’nin bu rekabette güçlü devam etmesi için sizce neler yapılmalı?

Türkiye, coğrafi konumu, sektör çeşitliliği ve sahip olduğu köklü fuarlar sayesinde uluslararası fuarcılıkta önemli bir avantaja sahip. Fakat global rekabetin belirleyici olduğu bir dönemde bu avantajı korumak geçmişte olduğu kadar kolay değil. Küresel rekabetin bu kadar yoğunlaştığı bir dönemde, daha bütüncül ve ülke ölçeğinde bir bakış açısına ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin bu rekabette yerini kaybetmemesi için kurumlar arası iletişimin tekil kurumsal hedeflerden çok, ülke olarak fuarcılıkta nerede durmak istediğimize odaklanması gerekiyor. Bugün uzun yıllar boyunca farklı sektörlerde markaların markalaşma sürecine ışık tutmuş, onlara uluslararası görünürlük kazandırmış çok güçlü fuar markalarımız var. Bu birikim, aslında sektörümüzün en büyük sermayesi.

Bugün B2B fuarcılık, sadece sergileme alanı değil, doğru insanları doğru içerikle ve doğru zamanda bir araya getiren; uluslararası ticaretin, iş birliğinin ve sektörün dönüşümünün şekillendiği bir platform haline geldi. Bu nedenle birinci önceliğimiz, uluslararası iş ağlarımızı sistematik ve sürdürülebilir biçimde büyütmek olmalı. Yaratılan iş bağlantılarının kalitesi, satın almacı programlarının etkinliği ve fuar sonrası devam eden ilişkiler, rekabette belirleyici unsurlar haline geliyor.

Bunun yanında dijitalleşme ve veri kullanımı da göz ardı edilemez. Fuarlar artık fiziksel buluşmaların çok ötesine geçti. Fuar öncesinden başlayıp fuar sonrasına uzanan süreçte, katılımcı ve ziyaretçileri doğru eşleşmelerle bir araya getiren veriye dayalı eşleştirme sistemleri ve dijital network araçları rekabette belirleyici hâle geldi. Türkiye’nin bu teknolojilere daha fazla yatırım yapması, B2B fuarcılıktaki konumumuzu güçlendirecektir.

Ancak tüm bu stratejilerin merkezinde, her zaman olduğu gibi insan ve güven var. Yapı, turizm ya da başka bir sektör fark etmeksizin, uluslararası fuarcılıkta kalıcı başarı; güçlü ilişkiler kurabilmekten, paydaşları dinlemekten ve birlikte değer üretmekten geçiyor. Bu bakış açısıyla ilerlediğimiz sürece, Türkiye’nin küresel B2B fuarcılıkta konumunu koruması değil, daha da ileri taşıması mümkün.

 

Bir lider olarak ekip yönetiminde en önem verdiğiniz değerler neler?

Benim için ekip yönetiminin temelinde güven, şeffaflık ve ortak sorumluluk duygusu yer alıyor. Ekip arkadaşlarımın daha cesur düşündükleri, kendi sorumluluk alanlarında özgüvenle inisiyatif alabildikleri ve potansiyellerini ortaya koyabildikleri güvenli bir çalışma ortamı başarıyı da yanında getiriyor. Bu nedenle sürdürülebilir başarı için önce çalışma ortamının sağlıklı olması gerekiyor.

İş ve özel hayat dengesi, güçlü ekip yapısının önemli bir parçası. Yoğun tempolu sektörlerde bile ekip üyelerinin kendi alanlarına saygı duyulan, birbirlerinin yokluğunu hissettirmeyecek şekilde organize olabilen bir yapı hem verimliliği hem de bağlılığı güçlendiriyor. Bu yaklaşım, ekip içinde kolektif bir bilinç oluşmasını sağlıyor.

Açık iletişim ve geri bildirim kültürü, ekiplerin gelişimi açısından kritik. Geri bildirimin yalnızca performans anlarında değil, sürecin doğal bir parçası olarak ele alınması; öğrenmeyi, gelişimi ve motivasyonu destekliyor.

Fuarcılık gibi insan temasının yüksek olduğu alanlarda, iletişimin tonu, yansıtılan duygu ve enerji de en az süreçler kadar belirleyici. Bu nedenle ekip yönetiminde yalnızca işin kendisine değil, birlikte üretme biçimine ve çalışma kültürüne de odaklanmak gerekiyor.

Bugün fuar markalarımızın ulaştığı nokta, benim bireysel liderliğimden çok daha fazlası; aslında kolektif bir emeğin, güçlü bir takım ruhunun ve yıllara dayanan bir birikimin sonucu. Bu nedenle elde ettiğimiz başarıların gerçek sahibi ekiplerimizdir. Benim rolüm ise çalışma arkadaşlarımın potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri bir ortam yaratmak, yollarını açmak ve başarı yolculuğunu birlikte inşa etmektir.

 

 

 

Gastronomi turizmi dünya çapında yükselen bir trend. EMITT’te gastronomiye özel yeni bir vizyon ya da içerik planı var mı?

Gastronomi turizmi artık seyahat tercihlerini doğrudan şekillendiren, hatta çoğu zaman tek başına karar verme sebebi olabilen bir alan haline geldi. Özellikle sosyal medya üzerinden gastronomi turizmine ilgiyi artıran içeriklerin ne kadar çoğaldığını net bir şekilde gözlemliyoruz. Bu da gastronomiyi turizmden ayrı düşünmenin artık mümkün olmadığını gösteriyor.

Türkiye köklü mutfak kültürü, zengin yerel ürünleri ve coğrafi işaretli değerleri ile, bu alanda dünyaya anlatabileceğimiz son derece güçlü bir hikayeye sahip. EMITT’in bu hikayeyi uluslararası ziyaretçilere daha görünür ve etkili biçimde sunan bir platform olarak konumlanması ise bizim için büyük önem taşıyor. EMITT’te gastronomiyi, fuarın ana yapısını destekleyen ama aynı zamanda deneyimi derinleştiren stratejik bir başlık olarak ele alıyoruz.

Bu doğrultuda, önümüzdeki üç yıllık plan içerisinde gastronomiyi doğru şekilde konumlandırmak ve doğru kitleyle buluşturmak büyük önem taşıyor. İçerik kurgusundan iş birliklerine kadar her adımı titizlikle ele alıyor; bu alanı kalıcı ve sürdürülebilir bir değer haline getirmek için arka planda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Gastronomiyi; turizmin anlatım dilini güçlendiren, kültür, insan ve deneyimi bir araya getiren tamamlayıcı bir unsur olarak ele alıyor ve bu yaklaşımı adım adım hayata geçirmeyi hedefliyoruz.

 

 

 

 

Son olarak Genç profesyonellere ve sektöre yeni adım atanlara kariyer yolculuklarında ne tavsiye edersiniz?

Fuarcılık, temposu yüksek, çok paydaşlı ve sürekli dönüşen bir alan. Bu nedenle sektöre yeni adım atanlar için en önemli konulardan biri, merak duygusunu ve öğrenme isteğini canlı tutmaları. Sektörün satıştan pazarlamaya, operasyondan uluslararası iş geliştirmeye uzanan geniş alanlarını tanımak; sektörü doğru okumayı ve uzun vadede hangi alanda derinleşmek istediklerini anlamayı kolaylaştırıyor.

Uluslararası bakış açısının da fuarcılık sektöründe vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum. Fuarcılık, farklı kültürlerle aynı masa etrafında buluşmayı gerektiren bir iş. Yabancı dil becerileri, kültürel farkındalık ve global trendleri takip edebilme yetkinliği, genç profesyoneller için önemli bir avantaj sağlıyor.

Dayanıklılık ve adaptasyon becerisi de bu sektörün olmazsa olmazları arasında. Planların hızla değişebildiği bu alanda, esnek kalabilmek ve çözüm üretme refleksini kaybetmemek uzun vadede fark yaratıyor.

Tüm bunların yanında, iç motivasyonu sağlayabilmek ve dinlemeyi bilmek çok kritik. Çünkü bu sektör ancak gerçekten isteyen, yaptığı işte anlam bulan ve karşısındakini anlamaya açık olan kişilerle sürdürülebilir oluyor. Öğrenmeye devam etmek ve kendi gelişim yolculuğunu sahiplenmek de bu motivasyonun doğal bir parçası.

Öğrenmeye açık, iletişimi güçlü ve çözüm odaklı gençlerin bu sektörde kısa sürede önemli bir yol kat edeceğine yürekten inanıyorum.

Resto Dergisi olarak, fuarcılık sektörüne yön veren vizyonu, liderlik yaklaşımı ve EMITT’in yeni dönemine dair paylaştığı değerli öngörüleri için Sayın Banu Keskin’e teşekkür ederiz. Kendi kariyer yolculuğunu tüm samimiyetiyle aktarırken, sektöre ve genç profesyonellere ilham veren bakış açısını bizlerle paylaştığı bu keyifli sohbetin; turizm, gastronomi ve fuarcılık dünyasında yeni fikirlerin filizlenmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.

EMITT’in dönüşüm yolculuğunu ve Türkiye fuarcılığının küresel rekabetteki geleceğini böylesine içten ve bütüncül bir perspektifle değerlendirdiği için kendisine bir kez daha teşekkür ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.

Yazar