Perşembe, Temmuz 30, 2026

Yanıldığımı Kabul Ediyorum… Mısır’dan Dönerken Aklımda Kalanlar

İnsan bazen yıllarca doğru olduğuna inandığı bir düşüncenin, zamanın ruhu karşısında sessizce eridiğini fark ediyor.

Ben de bunu Mısır’da yaşadım.

Yıllar önce Sahl Hashish’teki Baron Palace’ın Genel Müdürü olarak görev yaptığım dönemde, Mısır turizmini yakından tanıma fırsatı bulmuştum. O günlerde kendi kendime hep aynı şeyi söylerdim:

“Türkiye’ye, özellikle Antalya ve Belek’e rakip olmaları mümkün değil.”

Aradan yıllar geçti.

Geçtiğimiz günlerde yine iş nedeniyle Mısır’daydım. Hurghada, Sahl Hashish, Makadi Bay ve Marsa Alam’da çok sayıda tesisi ziyaret ettim. Sadece otelleri değil; yatırım anlayışını, destinasyon planlamasını, ürün geliştirme yaklaşımını ve sektörün genel yönünü de dikkatle gözlemledim.

Ve dönüş uçağında kendime şu cümleyi kurdum:

Yanılmışım.

Bu cümleyi kurabilmek kolay değildir. Ancak yöneticilik hayatı bana şunu öğretti: En büyük hata, yanlış düşünmek değil; değişen gerçeklere rağmen eski fikirlerde ısrar etmektir.

Bir zamanlar Avrupa otomotiv sanayisinin birçok yöneticisi, Japonların ve ardından Korelilerin kendileri kadar kaliteli otomobil üretemeyeceğine inanıyordu. Bugün ise dünya bambaşka bir noktada.

Turizmde de benzer bir dönüşüm yaşanıyor.

Mısır bugün özellikle “affordable luxury”, yani ulaşılabilir lüks segmentinde son derece akıllı bir strateji izliyor. Çok iyi tasarlanmış resortlar geliştiriyor, bunları güçlü uluslararası markalarla destekliyor ve Avrupa’nın en büyük tur operatörleriyle uzun vadeli ortaklıklar kuruyor.

Daha da önemlisi, fiyat rekabeti yapmıyor.

Değer rekabeti yapıyor.

Modern mimari, güçlü peyzaj, yüksek hizmet standardı, yeni tesisler ve doğru pazarlama…

Bunların hepsi tek bir planın parçaları gibi ilerliyor.

Beni en çok etkileyen nokta ise şuydu:

Mısır artık turizmi yalnızca otelcilik olarak görmüyor.

Bir kalkınma modeli olarak görüyor.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin de yeni bir sayfa açması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye hâlâ dünyanın en güçlü turizm ülkelerinden biri.

Belki doğal güzellikte, kültürel mirasta ve çeşitlilikte rakipsiziz.

Ancak sahip olduğumuz avantajların bize sonsuza kadar yeteceğini düşünmek büyük bir hata olur.

Artık önümüzde yeni bir dönüşüm var.

Bence Türkiye’nin konaklama sektörünü üç ana segmente ayırarak yeniden tanımlaması gerekiyor.

Birinci grup gerçek anlamda Luxury…

Dünyanın en seçkin misafirlerini hedefleyen, mimarisiyle, gastronomisiyle ve deneyimiyle referans olacak tesisler.

İkinci grup Premium…

Bugünün en hızlı büyüyen pazarı.

Yüksek kaliteyi ulaşılabilir fiyatla sunan, güçlü marka değeri yaratan oteller.

Üçüncü grup ise uluslararası standartlarda konumlandırılmış güçlü bir 4 Star Plus segmenti.

Çünkü artık dünya sadece yıldız satın almıyor.

Deneyim satın alıyor.

Bunun yanında şehirlerimizi de yeniden düşünmek zorundayız.

Bugün Avrupa’da küçük kasabalar bile mimarisiyle, sokak düzeniyle, meydanlarıyla ve yaşam kalitesiyle başlı başına bir turizm ürünü hâline geliyor.

Biz ise çoğu zaman dünyanın en güzel denizini, en güzel güneşini ve en güzel otellerini düzensiz kent dokularının içinde sunmaya çalışıyoruz.

Turist yalnızca otelde yaşamıyor.

Sokağı görüyor.

Kaldırımı görüyor.

Parkı görüyor.

Esnafı görüyor.

Şehrin ruhunu görüyor.

Bu nedenle belediyelerin şehir estetiğini, ulaşımı, peyzajı ve kamusal alanları uluslararası standartlarda yeniden ele alması gerektiğine inanıyorum. Gerekirse dünyanın en başarılı şehir planlama ve tasarım ofislerinden destek alınmalı.

Çünkü destinasyon yalnızca otelden oluşmaz.

Destinasyon, otelin kapısından başladığınız anda gördüğünüz her şeydir.

Bir başka önemli konu ise devletin rolü.

Mısır son yıllarda turizm yatırımlarını yalnızca özel sektörün omuzlarına bırakmadı.

Teşvik mekanizmalarıyla, finansman kolaylıklarıyla, destinasyon planlamasıyla ve uluslararası tanıtım faaliyetleriyle sürecin aktif bir oyuncusu oldu.

Türkiye’nin de artık daha uzun vadeli, daha cesur ve daha bütüncül bir turizm politikası geliştirmesi gerekiyor.

Turizm sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işi değildir.

Çevre politikalarının da konusudur.

Şehirciliğin de konusudur.

Ulaştırmanın da konusudur.

Eğitimin de konusudur.

Yerel yönetimlerin de konusudur.

Kısacası, turizm 360 derecelik bir kalkınma modelidir.

Bu modelin her halkası aynı vizyonla hareket etmek zorundadır.

Ben Mısır’dan Türkiye’ye bir hayranlıkla değil, bir farkındalıkla döndüm.

Rakiplerimizi küçümsemenin bize hiçbir faydası yok.

Onların doğru yaptıklarını görmek ve daha iyisini yapmak zorundayız.

Çünkü rekabet artık ülkeler arasında değil;

vizyonlar arasında yaşanıyor.

Ve ben hâlâ inanıyorum ki doğru planlama, doğru şehircilik, doğru teşvik sistemi ve doğru ürün stratejisiyle Türkiye sadece Akdeniz’in değil, dünyanın tartışmasız en güçlü turizm ülkesi olabilir.

Yeter ki bunu tesadüflere değil, ortak akla bırakalım.

Authors