Yalova Valisi Dr. Hülya Kaya ile Kentin Geleceğine Yolculuk
Doğasıyla, üretim gücüyle, kültürel çeşitliliğiyle ve İstanbul-Bursa aksının tam ortasındaki stratejik konumuyla Yalova, yalnızca küçük bir il değil; büyük bir potansiyelin adıdır. Bu potansiyeli yöneten ve yönlendiren isimle, Vali Dr. Hülya Kaya ile kentin vizyonunu konuştuk. Gastronomiden tarıma, kültürden yerel yönetime uzanan samimi bir sohbet…
Sayın Valimiz, öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?
“Elbette. Konya’nın Akşehir ilçesinde doğdum. Eğitimimi kamu yönetimi ve hukuk alanında tamamladıktan sonra Türkiye’nin farklı bölgelerinde kaymakamlık ve vali yardımcılığı görevlerinde bulundum. Farklı coğrafyaların insanlarına dokunmak ve kamu hizmetinin sosyal yönünü güçlendirmek benim mesleki yolculuğumun temel motivasyonu oldu.

Kamu yönetimindeki tecrübem, görev yaptığım her şehirde olduğu gibi, Yalova’nın potansiyelini ortaya çıkarma çabamı da şekillendirdi. Yalova’nın barındırdığı güzelliklerin ve potansiyelin daha fazla insana ulaşması gerektiğine inanıyorum. Bu inançla; kamu kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız ve akademik paydaşlarımızla birlikte, şehrimizin hikâyesini daha fazla görünür kılmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

Sizin gözünüzde Yalova’nın önemi nedir?
“Yalova’nın en büyük avantajı stratejik konumu gibi görünür, ki bu da doğrudur. İstanbul ve Bursa gibi iki metropolün ortasında olmak, her açıdan ciddi bir erişilebilirlik kazandırıyor. Ancak bana göre Yalova’yı değerli kılan şey yalnızca bu değil.
Bir yandan Türkiye’nin en üretken tarım arazilerine sahibiz; öte yandan şifalı termal kaynaklarımızla sağlık turizmine büyük katkı sunuyoruz. Aynı zamanda bir kıyı kentiyiz ve doğayla iç içe yaşam burada hâlâ mümkün.
Ama asıl önemlisi, Yalova bir geçiş noktası değil, bir buluşma noktasıdır. Farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların, farklı hikâyelerin kesiştiği bir yer. Bu yönüyle Türkiye’nin küçük bir özeti gibi adeta.”

Aronya ve coğrafi işaretli ürünler konusunda neler söylemek istersiniz?
“Tarım ve kırsal kalkınma alanında örnek oluşturabilecek bir dönüşüm hikâyesi yazmaya çalışıyoruz. Bu anlamda aronya bizim için sıradan bir ürün değil. Hem içerdiği yüksek antioksidan değeri hem de sağlık sektöründeki kullanımıyla dikkat çeken bu meyveyi önce pilot üretimle denedik, ardından üretici eğitimleri ve teşviklerle yaygınlaştırdık.
İl Tarım Müdürlüğümüz, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitümüz ve üretici kooperatiflerimizle iş birliği içinde yürüttüğümüz bu sürecin sonunda 2021 yılında, yoğun emekle yürütülen süreç sonucunda aronya Yalova’nın ilk coğrafi işaretli ürünü oldu. Bu yalnızca bir tescil değil, aynı zamanda bölgesel markalaşmanın kapılarını açan bir adım. Aynı şekilde kivimiz için de ciddi Ar-Ge çalışmalarımız oldu, onun da tescilini aldık.

Benzer bir süreci kestane balı için de yürüttük. Bugün Yalova kestane balı, içerdiği yüksek kestane oranı ve doğal florasıyla tescilli bir ürün. Üreticilerimiz artık sadece bir ürünü değil, bir kalite standardını da temsil ediyor.
Bu üç ürün özelinde yürüttüğümüz çalışmalar, aslında tarımda yerel değerleri korumanın ve ekonomik değere dönüştürmenin en güzel örneğidir. Aynı zamanda bu ürünler, Yalova mutfağının ve gastronomisinin de temel yapı taşlarıdır. Birçok ürün üzerinde çalışmalarımız devam ediyor, yeni kazanımlarımızın müjdelerini de çok yakın bir zamanda vereceğimize inanıyorum.”
Aronya ve coğrafi işaretli ürünler konusunda Yalova ne durumda?
“Yalova, sahip olduğu zengin tarımsal çeşitliliğiyle yalnızca yerel pazarda değil, ulusal ve uluslararası arenada da adından söz ettiriyor. Akköy Bamyası ve Akköy Bezelyesi tescili için de şu anda çalışmalarımız devam ediyor. İlin üç önemli ürünü olan Yalova Aronyası, Yalova Kivisi ve Yalova Kestane Balı, coğrafi işaret tesciliyle değer kazanmış, üreticiye rekabet gücü kazandıran stratejik ürünler arasında yer alıyor. Aronya yüksek antioksidan değeriyle “süper meyve” olarak öne çıkarken, Yalova Kivisi iri yapısı ve aromatik lezzetiyle pazarda fark yaratıyor. Doğal florasıyla üretilen kestane balı ise hem şifa kaynağı hem de güçlü bir marka değeri taşıyor. Bu tesciller, Yalova’nın üretim gücünü hem markalaştırıyor hem de yerel üreticiye doğrudan katkı sağlıyor.

Tescilli bu ürünlerin Avrupa Birliği Coğrafi İşaret süreci başlatılarak, sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da tanınırlığının artırılması hedefleniyor. Öte yandan, Yalova’nın zengin mutfak kültürüne ait yöresel yemekler, çorbalar, mantılar, börekler ve ekmek çeşitleri için de envanter kaydı baz alınarak yeni coğrafi işaret başvuruları yapılması planlanıyor. Bu çalışmalarla hem gastronomi turizmi destekleniyor hem de ilin kültürel mirası kayıt altına alınarak gelecek nesillere aktarılıyor.”

Peki, gastronomi turizmi açısından Yalova nasıl bir zemin sunuyor?
Gastronomi deyince çoğu kişinin aklına yalnızca lezzet gelir. Ama bizler için bu, bir kültür anlatısıdır. Yalova’nın en büyük farkı, bu topraklara yüzyılı aşkın süredir farklı coğrafyalardan gelen insanların bıraktığı mutfak izlerinde yatıyor. Kafkaslardan Balkanlara, Anadolu’dan Orta Asya’ya, günümüzdeyse Orta Doğu’ya kadar uzanan bu göç hafızası, adeta bir lezzet atlası gibi önümüzde duruyor.
Bu çeşitlilik, yalnızca sofraya gelen tatlarla sınırlı değil; aynı zamanda gelenekler, pişirme teknikleri, ritüeller ve yaşam tarzlarıyla bütünleşmiş durumda. Yalova’nın en eski yerleşim mutfağı yani Manav Mutfağıyla; Balkan, Kafkas, Kırım ve Orta Doğu göçmenlerinin getirdiği tatlar birleşince, olağanüstü bir mutfak sentezi ortaya çıkıyor. Ancak bu zenginliği bugüne kadar bir turizm ürünü olarak sistematik biçimde sunamamışız.

Bu eksikliği gidermek amacıyla ilk adımı, Yalova’nın gastronomik potansiyelini bilimsel olarak belirlemekle attık. Şehrin 43 köyünü kapsayan detaylı bir yemek kültürü envanteri çalışması tamamlandı. Yalova’ya özgü yemekler, içecekler, pişirme biçimleri ve gelenekler bu çalışmayla kayıt altına alındı. Envanterde yer alan ürünlerin coğrafi işaret başvuruları için de süreç başlatılmış durumda. Kivi, kestane balı ve aronya halihazırda bu tescili almış durumda. Sırada, ekşili köfteli bamya, yaprak pidesi, milföylü kebap ve termal sarması gibi özgün lezzetler var.
Üniversiteyle yürüttüğümüz tez çalışmaları ve gastronomi dersi uygulamaları sayesinde genç şeflerimize Yalova mutfağı tanıtılıyor. Aşçılık programlarında Yalova’nın göç mutfağına ait yemekler uygulamalı olarak öğretiliyor. Aynı zamanda halk eğitimi merkezlerinde ve turizm meslek liselerinde geleneksel lezzetlerin yaşatılması için kurslarımız açılmış durumda.
Tüm bu akademik ve eğitsel altyapının yanı sıra sahada da bazı somut projeler hayata geçmek üzere. Örneğin, Yalova sahilinde hayata geçirmeyi planladığımız “Donanma” adlı restoran, bu mutfak zenginliğini görünür kılmayı amaçlıyor. Kafkas, Balkan ve Anadolu lezzetlerinin bir arada sunulacağı bu mekân, hem yerel halkın belleğini yaşatacak hem de şehri gastronomi tutkunları için çekim merkezine dönüştürecek.

Bugün çevre illerden gelen misafirler için Yalova, doğayla iç içe kahvaltı mekânlarıyla zaten önemli bir tercih sebebi. Ancak asıl kıymetli olan, bu toprakların kendi mutfağını yaşatmaya devam eden köylerinde saklı. Bu anlamda Güneyköy, zengin Kafkas mutfağını koruma ve tanıtma konusunda öne çıkan bir merkez niteliğinde. Hinkal, pakuk, pörşina, zuraçet gibi lezzetler burada hâlâ yöre halkının el emeğiyle hazırlanıyor. Aynı kültürel miras, Çavuşköy ve Fevziye gibi diğer köylerimizde de yaşatılıyor; geleneksel tarifler, nesilden nesile aktarılıyor ve sofralara özgün tatlar katıyor. Subaşı’nda ise Kırım Tatar mutfağının özgün yemekleri aynı özenle hazırlanarak bu çeşitliliği tamamlıyor.
Yine şehir merkezindeki restoranların menülerinde daha fazla Yalova lezzetine yer verilmesini teşvik ediyoruz. Ziyaretçilerin tattığı bu yemekleri yanlarında götürebilecekleri şekilde paketlenebilir hale getirmek, gastronominin kentten ayrıldıktan sonra da iz bırakmasını sağlayacak.
Kadın kooperatifleri de bu hikâyenin önemli bir parçası. Kent genelinde faaliyet gösteren kadın kooperatifleri, geleneksel ev yemeklerini üretip pazarlayarak hem aile ekonomisine hem de şehrin gastronomik tanıtımına katkı sağlıyor. İDO iskelesindeki satış alanında bu kooperatiflerin ürünleri ziyaretçilerle buluşuyor.
Yakın gelecekte gastronomi rotaları da gündemimizde. Göç mutfakları üzerine kurgulanmış üç tematik rota şu anda haritalandırılmış durumda. Bu rotalar; aronya hasadı, Çerkez peyniri yapımı, ekşi mayalı atölyeler gibi deneyim temelli aktivitelerle desteklenerek gastronomi turizmine dönüştürülebilir.
Son olarak, bu çok katmanlı mutfak mirasının kalıcı biçimde sergilenmesi adına müzeleşme adımları da atılıyor. Subaşı Göç Müzesi’nde göç mutfağına ait nesneler sergilenirken, Karadere Köyü’nde Kafkas mutfağına dair etnografik bir koleksiyon yer alıyor. Fıstıklı’daki tarihi zeytinyağı atölyesi ve yöresel ürünlerin tanıtıldığı gastronomi panelleri de bu kültürel arşivin birer parçası.

Tüm bu çabalarla ortaya çıkan şey yalnızca zengin bir mutfak değil; geçmişle bugünü buluşturan, yerellikten evrenselliğe uzanan bir lezzet hafızasıdır. Yalova’nın gastronomi potansiyeli, yalnızca turizm açısından değil, aynı zamanda toplumsal belleğin korunması ve kültürel kimliğin yaşatılması açısından da stratejik bir değere sahiptir. Burada sofraya konan her tabak, bir göç hikâyesinin, bir yaşam pratiğinin ve bir kültürün sessiz anlatıcısıdır.
📌 Son Söz
Vali Dr. Hülya Kaya’nın liderliğinde yürütülen bu çalışmalar, Yalova’nın sadece bugünü değil, geleceği için de bir vizyon sunuyor. Kimi zaman bir tarım ürünüyle, kimi zaman geleneksel bir yemekle, kimi zaman ise kentin kıyısında açılacak bir restoranla yazılıyor bu hikâye…
Yalova, küçük yüzölçümüne rağmen büyük hedefler koyabilen nadir şehirlerden biri. Ve bu hedefleri yaşama geçirmek için cesur ve kararlı bir kamu yönetimiyle yola devam ediyor.
