Modern tıbbın hızla uzmanlık alanlarına ayrıldığı günümüzde, insan sağlığını yalnızca bedensel belirtilerle değil; ruh, zihin, çevre ve yaşam kültürüyle birlikte ele alan bütüncül yaklaşımlar giderek daha fazla önem kazanıyor. Homeopati de bu yaklaşımların en dikkat çekenlerinden biri olarak, hem bireysel sağlığı hem de toplumsal iyilik halini merkeze alan bir tıp sistemi sunuyor.
Bu röportajda, homeopati alanında Türkiye’de öncü isimlerden biri olan Dr. Levent Buda ile; hekimlik yolculuğundan homeopatiyle tanışma hikâyesine, hastalıklara bakış açısından genç doktorlara önerilerine kadar uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Dr. Buda, yalnızca homeopatinin tedavi edici yönlerini değil, aynı zamanda felsefi altyapısını, kültürle ve yaşam biçimiyle olan bağını da samimi bir dille paylaşıyor.
Röportajın ikinci bölümünde ise sağlık, beslenme ve gastronomi turizmi arasındaki güçlü ilişki ele alınıyor. Yöresel mutfakların, geleneksel beslenme alışkanlıklarının ve gastronomik deneyimlerin ruh hali ve bütünsel sağlık üzerindeki etkileri, homeopatik bakış açısıyla değerlendiriliyor. Slow Food yaklaşımından Akdeniz diyetine, seyahatin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerinden sağlıklı yaşam trendlerine kadar pek çok konu, disiplinlerarası bir perspektifle ele alınıyor.
Sağlık turizmi, gastronomi turizmi ve bütünsel iyilik hâli (wellbeing) kavramlarının aslında birbirinden ayrı değil, aksine birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu ortaya koyan bu söyleşi; hem sağlık profesyonellerine hem de sağlıklı ve bilinçli bir yaşamla ilgilenen okurlara ilham verici bir çerçeve sunuyor.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Homeopati alanına yönelmenizin hikâyesi nedir?
1991 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’inden mezun oldum. Sonra hekimlik yapmaya başladım. 1995 yılında askerlik yaparken Almanca öğrenmeye başladım. Aslında bu bir dönüm noktasıdır benim için. Almanca eğitimi bittikten sonra mesleğimin sadece hasta bakmaktan ibaret olmadığını fark etmeye başladığım yıllar oldu. Çünkü Alman Kültürünü tanıdıkça yapılan her işin altında bir felsefi temelin olması gerektiğini fark etmem . benzer dönemlere rastladı. Böylece yeni bir arayışa girmem şart olmuştu. Zira sağlık ocağında günde yüz küsur hastaya bakarken aslında yapmam gereken sağlığı geliştirme görevimi yapamıyordum.

Felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimler okumaya başlamıştım. Aynı dönemde internet gelişmişti ve Almanya’da yaşayan kuzenim (ailecek hastalıklarında homeopati kullanıyorlardı) bana niye homeopati konusunda kendimi geliştirmediğimi sordu. Yaklaşık 16 yıllık tıp hayatımda hiç duymadığım bir şeydi. Şaşırmıştım. Hemen internetten araştırmaya başladım. Giritli kökenim de beni zaten bitkilerin iyileştirici yönlerini keşfetmem üzerine zorluyordu. Sonra bir gün bir mail geldi. Ve bana homeopati öğrenmem için bir burs teklif ediyorlardı. Bursumun karşılığı da homeopatiyi Türkiye’de geliştirip, tanıtmamdı. Böylece 2000lerin başında ben homeopati yoluna girdim.
Sonradan öğreniyorum tabii ki; kursların direktörü olan sevili hocam Dr. Gerhard Bleul aslında dünya çapında bir homeopatmış ve Dünya Homeopatik Hekimler Birliğinin eğitim politikalarına ve m müfredat hazırlanmasına yönelik direktiflerine yön veren kişiymiş. Yani aslında ben bu işe çok şanslı olarak başlamışım ve temelim çok kuvvetli olmuş.
Homeopati hangi hastalıklarda daha etkili sonuçlar verebiliyor?
Homeopati bütünsel bir tıp sistemi. Bu yüzden sağlığı geliştirmeyi hedef alıyor. Bunun içerisinde toplum sağlığı ile bireysel sağlık var. O yüzden hasta değerlendirilirken fizik beden ile birlikte ruh ve zihin değerlendirilirken çevresel koşullar, kültürel etkiler, toplumsal etkiler ve daha bir çok parametre bir arada değerlendiriliyor.
Homeopati hastalığa şöyle bakar: hastalık bilgisi bize kalıtsal olarak aktarılan bir bilgidir ve yaşanan koşulların, hissedilen travmatik etkilerin ve daha pek çok hazırlayıcı sebeplerle birlikte belli durumlarda şikayetler ortaya çıkarır ve homeopati de bu şikayetleri bütünsel olarak değerlendirir. Sonra da tekrar sağlığı yerleştirmek üzere şikayetsiz bir dönemi ya da durumu hedefler. Hastalık insanın başına herhangi bir zamanda tesadüfi olarak gelmez, bilakis bu sağlık statüsü yavaştan ya da bazen aniden geliverir.
İş böyle olunca da hastalık hep tektir ve ve belli sistemlerde şikayetleri ve bulguları vardır. O yüzden aklınıza gelen her hastalık isminde ve durumunda kullanılabilir. Şimdi ne bu diyecekseniz. Hemen sayıverirsek, migrenden sedefe, romatizmal hastalıktan kansere, alerjiden astıma, kırıktan dolaşım bozukluğuna, nörolojik hastalıktan ürolojik hastalığa, gripten abselere her hastalıkta tedavi planına eklenebilir.
3.Homeopatiyle ilgilenen genç doktorlara ve öğrencilere ne önerirsiniz?
Homeopati yukarıda da anlattığım gibi çok girdili bir sistem. O yüzden öncelikle meraklarını taze tutsunlar. Çok okumaya ve her an yeni bir şeyler öğrenmeye açık olsunlar. Asla önyargılı olmasınlar ve tecrübeden öğrenmenin keyfine varsınlar.

Sağlıklı beslenme açısından gastronomi turizmine nasıl bakıyorsunuz?
Destekliyorum. Aklın besini nasıl ki, doğru ve temiz bilgi ise, bedenin de besini temiz ve doğru gıda. Ancak burada devreye lezzet ve damak tadı giriyor. Bu da kişisel tercihleri devreye sokuyor. İşte kişisel tercihler deyince de homeopati ve homeopatik remedilerin konstitüsyonel yiycek tercihleri bu anlamda etkili oluyor. Mesela iki homeopatik remedi var ikisi de birbirine çok benziyor ve birisi şekerli lezzetleri daha çok severken diğeri daha tuzlu belki de ekşi lezzetleri tercih ediyor. Bu ayrıntılar da bize doğru tedavinin planlanmasında yardımcı oluyor.

Şimdi bir söz var: Doğru bilgi Fizan’da olsa onu bul. Doğru ve temiz ama bir o kadar da lezzetli olan gıdayı da bulmak esastır. İş böyle olunca da bunun en iyi yolu gezmekten geçer. Yani damağımıza uygun temiz gıdayı bulmak için, farklı lezzetleri tadıp kendimizi uygunluğunu anlamak için bize en uygun koşulları aslında gastronomi turizmi sağlıyor. Seyahatı düşünmek bile memnuniyeti ve motivasyonu artıran nörotranmitter olan Dopamini beyinde artırıyormuş. Bir de o seyahatı yaptığınızı düşünün. Bize bütünsel sağlığı geliştirmek açısından ne kadar katkı koyuyor.
Yöresel mutfakların sağlık üzerindeki etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdi herkesin bildiği ve sağlıklı yaşamak adına önerilen bir Akdeniz Diyeti var. Zeytin Yağı ve sebze ağırlıklı bir beslenme rejimi. Ama Akdeniz Diyeti sadece bir beslenme rejimi değil. Aslında bir yaşam şekli. O yörenin yaşam koşulları ile şekillenmiş. İklim, doğanın yapısı, toprağın bitkilere aktardığı mineraller ve gıda faktörleri, bunları yiyen hayvanların etlerindeki konfigürasyonlar, insanların olaylara bakış açıları ve lezzet artırıcıların (baharat vb.) yüzyıllar süren tecrübeler ile yemeklere aktarımı, yemeği yerken oluşan sosyal atmosfer gibi pek çok özellik yemeğin sağlığa olan etkisini etkiliyor. İşte bu anlamda yöresel kültür ve sosyoiojik özellikler bütünsel baktığımızda sağlığı doğrudan etkiliyor ve homeopatinin alanına giriyor.

Homeopati yaklaşımıyla, geleneksel beslenme alışkanlıklarının uyumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Biz homeopatik değerlendirme yaparken, bireyin kendi özellikleri ile çok ilgileniriz. Bizim için tedavi planlamada çok önemlidir. Mesela Güney Doğu Anadolu Bölgesinden gelen bir hastanın et ve acı yemeyi seviyorum demesi homeopati için bir kriter değildir. Çünkü bu bölgesel ve geleneksel beslenme alışkanlıklarının bir yansımasıdır. Ancak bu hasta ben sebzeciyim ve hiç acı yemiyorum ve hatta acı yiyince rahatsızlanıyorum diyorsa bu değerlendirmeye alınması gereken bir özelliktir. Keza İzmir’li birinin ben hiç balık sevmiyorum, hatta hiç balık restoranına itmiyorum demesi de bizim için dikkati hak eden bir değerlendirme kriteridir.

Gastronomi turizminde artan “sağlıklı yaşam ve doğal beslenme” trendini nasıl yorumluyorsunuz?
Ben Slow Food akımını destekliyorum. Fast Food ürünlerin içerisinde hem raf ömrünü uzatan koruyucuların ve standart olarak eklenen yapay lezzet artırıcıların sağlığı kötü etkilediğini biliyoruz. Slow Food ise öyle değil restoranda bizzat şefin dokunuşları ile sipariş üzerine hazırlanıyor ve servis ediliyor. Bu anlamda bence çok değerli. Ayrıca hep röportajın başından beri söylediğim gibi akla giren doğru bilgi ne kadar önemli ise, bedene giren sağlıklı ve doğal gıda da o kadar önemli. Sonuç itibari ile sağlıklı yaşam ve doğal beslenme trendi sağlıklı ve uzun yaşamak isteyen insanlar için de o kadar önemli. Bu bakış açısı ile bakarsak gastronomi turizmi de bu trendlerden otomatik olarak etkileniyor.
Gastronomik deneyimlerin ruh hali ve genel sağlık üzerindeki etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Herkes diyor anda yaşamak önemli diye. Yemek yediğimiz anlar nadir olarak anda kalabildiğimiz zamanlar. Çünkü o sırada gerçekten en önemli iç güdülerimizden birini doyuruyoruz ve hazza odaklanıyoruz. Anda kalınca da aslında dert ve tasalarımızı unutuyoruz ve daha mutlu hissediyoruz. Lezzet ve damak tadının doyurulması da bu hazzı arttırıyor.
Yeni kültürler ve onların yemeklerini tadacak olma hissi ise merak ve sosyal hazzımızı yaşamamızı sağlıyor ki, bu da bütünsel iyilik halinin artırılması açısından çok önemli. Tabii ki, seyahat ve onun kazandırdıklarını düşünmek de beyinde iyi hissetmek için gerekli mekanizmaları tetikliyor. Hepsi birleşince de ortaya Gastronomi Turizmi kavramı ortaya çıkıyor.

Son olarak Gastronomi turizmi ile sağlık turizminin birlikte gelişmesi sizce mümkün mü?
Mümkün olmaz mı! Aslında bunların hepsi birbirini tamamlayan ögeler. Ne birbirinden ayrılabilirler, ne de birileri tarafından koparılabilirler. Hasta insan da yemek yer ve iyi, sağlıklı ve doğru koşullarda hazırlanmış lezzetli yemekleri arzular. Hepsi aslında bütünsel olarak turizm ve longgevity ya da wellbeing kavramları şemsiyesi altında birbirini tamamlayan kavramlardır.
Sağlığın yalnızca hastalıkların yokluğu değil; beden, zihin ve ruhun uyum içinde olduğu bir denge hâli olduğunu bir kez daha hatırlatan bu değerli söyleşi için Dr. Levent Buda’ya içtenlikle teşekkür ederiz. Homeopatiyi yalnızca bir tedavi yöntemi olarak değil, yaşamı anlama ve sağlığı geliştirme biçimi olarak ele alan yaklaşımı; gastronomi, kültür ve seyahatle kurduğu güçlü bağ sayesinde okurlarımıza farklı ve ufuk açıcı bir perspektif sunuyor.
Geleneksel mutfaklardan sağlıklı beslenme trendlerine, gastronomi turizminin ruh hâli üzerindeki etkilerinden sağlık turizmiyle olan doğal birlikteliğine kadar uzanan bu kapsamlı değerlendirmeler, modern yaşamda “iyi olma hâli”nin ne kadar çok katmanlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Resto Dergisi olarak; sağlığı, lezzeti ve yaşam kültürünü aynı potada buluşturan bu kıymetli katkıları bizimle paylaştığı için Dr. Levent Buda’ya tekrar teşekkür ediyor, bu söyleşinin hem sağlık alanında çalışanlara hem de bilinçli yaşamı önemseyen tüm okurlarımıza ilham olmasını diliyoruz.
