Anna Mıadzvedzeva: Kemanla Işığın ve Müziğin Buluşması
Belaruslu keman sanatçısı Anna Mıadzvedzeva, Türkiye’de sahneye getirdiği yenilikçi tarzıyla dikkat çekiyor. Neon ışıklarla süslediği kemanı, özel tasarım kostümleri ve sahne enerjisiyle klasik müziği modern bir şova dönüştüren Anna, müziğe olan tutkusunu ve ilham veren yolculuğunu bu röportajda bizlerle paylaşıyor.
Anna Mıadzvedzeva Hanım, öncelikle hoş geldiniz. Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Teşekkür ederim. Profesyonel bir keman sanatçısıyım. Belarus doğumluyum, 28 yaşındayım. Yaklaşık 9 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Tüm kariyerimi, hatta tüm hayatımı müziğe adadım.
Kendime özgü bir sahne şovum var. Neon ışıklarla özel olarak tasarladığım bir gösteri sunuyorum. Bu ışıklar hem kemanda hem de yayda yer alıyor ve seyirciler için unutulmaz, büyüleyici bir ambiyans oluşturuyor. Türkiye’de bu tarz bir performansı daha önce kimse yapmadı.
Ayrıca sahnede haute couture elbiseler ve kendi tasarladığım kanatlarla oluşturduğum özel kostümler giyiyorum. Böylece gösteri çok daha etkileyici ve akılda kalıcı bir hale geliyor. Çünkü günümüzde sadece klasik şarkıları köşede çalmak insanlara artık yeterli gelmiyor; insanlar görmek, hissetmek, eğlenmek de istiyor. Bu nedenle sadece müzik çalmıyorum; aynı zamanda dans ediyor, seyirciyle temas kuruyor, bazen şarkıların arasında sohbet ediyorum. Bu, insanlarla bağ kurmamı sağlıyor.
Tabii ki bu Türkçeyi öğrendikten sonra mümkün oldu. İlk başta çok zorlandım, hâlâ da zaman zaman zorlanıyorum. Ama başarmak istiyorsanız konfor alanınızdan çıkmalısınız. Hatalar yapabilirsiniz, komik de görünebilirsiniz ama denemekte fayda var.

Türkiye’deki kariyeriniz nasıl başladı?
İstanbul’da bir orkestra ile iş teklifim oldu, bu benim için büyük bir başlangıçtı. Ardından bir hayır konseri düzenlendi. Konu, Rusya’nın Zafer Günü’ydü. O zamanlar savaş yoktu; Belarus, Ukrayna ve Rusya bir aradaydı, arkadaş gibiydik. Çok özel bir konser oldu, Ramada Plaza’da sahne aldım. Asker kıyafetiyle çıktım; kostümü dayım verdi bana, kendisi Belarus’ta itfaiye kaptanıydı.
O gün için özel şarkılar hazırladım. 40 saniyede bir şarkı değişen bir mix yaptım ve çok beğenildi. Konser sonrası Ramada Plaza’dan sahne teklifi geldi ve 7 yıldır birlikte çalışıyoruz.
Peki, bu hikaye ne zaman başladı?
Murat Boz’dan teklif almadan önce özel düğünlerde sahne almaya başlamıştım. O zaman henüz neonlar yoktu, sadece elektro keman kullanıyordum. Elektro keman hikayem İtalya’da başladı. Palermo’da küçük bir etkinlikte çaldım, 20 yaşındaydım. Repertuarım sınırlıydı, ses sistemi küçüktü ama insanlar çok etkilendi. O etkinlikte iyi bir gelir elde ettim ve “bu işi yapmalıyım” dedim.
Hatta Roma’ya gidip sokakta çalmayı planlıyordum ama sonrasında elektro keman ve ekipmanlarımı aldım, Ramada’da kullanmaya başladım ve Türkiye’de kaldım. Böylece elektro keman maceram başlamış oldu.

Türkiye’de sanata bakış açınız nedir?
Türkiye’de inanılmaz yetenekli sanatçılar var. Özellikle oryantal müzik bana göre çok gizemli ve içten bir müzik türü. Ne kadar çalışsam da, o ruhu doğallıkla yansıtmak için burada doğmuş olmak gerektiğini düşünüyorum.
Ancak klasik müzik burada bana göre biraz zayıf. Opera ve bale gibi etkinlikler yapılıyor ama bilet bulmak zor ve kalite daha iyi olabilir. Sanırım bu biraz da eğitim sistemiyle ilgili. Belarus’ta müzik eğitimi çok yönlüydü: keman dışında piyano, solfej, müzik edebiyatı, koro ve orkestra gibi birçok alanda ders alıyorduk.
Tek eksik şu anda prodüksiyon alanında… Mesela bir müzik parçasını bilgisayarda kendim yapmak istiyorum ama dışarıda destek alıyorum. Yakın zamanda DJ’lik de öğrendim, bu alanda da ilerlemek istiyorum.
Farklı alanlara yöneldiniz mi?
Evet, DJ’lik öğrendim. Belki bir gün sahnede DJ’lik de yaparım. Eğlenceli bir insanım ve ilhamı dış dünyadan, sosyalleşerek alıyorum.
Türkiye’deki eğlence sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Genel olarak çok güzel. Ancak son zamanlarda bazı kısıtlamalar ve iptaller oluyor. Özellikle festivallerin iptali çok üzücü. Çok emek verilerek hazırlanan etkinliklerin iptali hayal kırıklığı yaratıyor.
Ama yine de müzik her yerde var. Klasik konserler, Türkçe pop, elektronik müzik festivalleri… Hepsi mevcut. Bu çok değerli. Toplumun daha fazla sosyalleşmesi, kültürle buluşması önemli. Belki bir çocuk bir konsere gidip “Ben bu enstrümanı çalmak istiyorum” der ve bu onun hayatını değiştirir. Benim hikâyem de böyle başladı.
İleriye yönelik hedefleriniz nelerdir?
Elbette büyümek istiyorum. Uluslararası projelerim başladı bile. Mart ayında küçük bir program yaptık. Amacım uluslararası konserler vermek. Farklı sanatçılarla iş birlikleri yaparak dansçıların da içinde olduğu büyük görsel şovlar hazırlamak istiyorum.
Ayrıca ileride öğretmenlik yapmak istiyorum. Zaten Belarus’ta devlet okulunda 1 yıl öğretmenlik yaptım. Keman, piyano ve solfej dersleri veriyorum. Bu alanda da ilerlemek istiyorum.

Rus ve Türk mutfağı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Her iki mutfak da bana çok yakın ve sevdiğim mutfaklar. Kahvaltılar mesela çok farklı. Artık tatlı kahvaltıları pek aramıyorum, zeytin-peynir gibi Türk kahvaltısını seviyorum. Ama bizim çorbalarımızı çok özlüyorum. Daha besleyici ve içerikli oluyorlar.
Tatlılarımız, pastacılığımız çok güçlü. Balıklara bayılıyorum, ama bizde deniz olmadığı için her şey donmuş geliyor. Türkiye’de taze deniz ürünlerine ulaşmak harika. Sebze ve meyve çeşitliliği de Türkiye’de çok fazla. Bizim ülke çok soğuk olduğu için bazı ürünler yetişmiyor.
Kuru yemişler de Türkiye’de çok çeşitli. Bizde ise vitaminleri daha çok haşlanmış sebzeler ve mayonezle tüketiyoruz, ama bu sağlıklı değil tabii. Patates bizim ana besinimiz, her gün tüketilir. Et de çok ucuz olduğu için sık tüketilir. Süt ve et ürünleri Belarus’ta çok kaliteli ve organiktir, bu ürünleri özlüyorum.
Yakın zamanda 4 yıl sonra Belarus’a gittim ve marketleri gördüğümde tekrar hayran kaldım. Ürünler taze, kaliteli ve uygun fiyatlı. Türkiye’nin mutfağı çok zengin, ama bazı şeyleri hâlâ özlüyorum. Yine de Türkiye mutfağını çok seviyorum, maşallah diyelim!
Resto için çok özel bir sohbet oldu. Teşekkür ediyoruz.
