Hayatımız boyunca yüzlerce, belki de binlerce insanla karşılaşıyoruz.
Kimiyle aynı asansöre biniyoruz, kimiyle aynı sofrayı paylaşıyoruz, kimiyle ise yollarımız yalnızca birkaç dakikalığına kesişiyor.
Aradan yıllar geçiyor…
İsimlerini unuttuğumuz insanlar oluyor.
Yüzlerini hatırlayamadıklarımız…
Ama bazıları var ki, hafızamızdan hiç silinmiyor.
Peki neden?
Bu soruyu uzun zamandır kendime soruyorum.
İnsan hafızası gerçekten ilginç. Çoğu zaman söylenen cümleleri unutuyoruz. Tarihleri, rakamları, ayrıntıları hatırlamıyoruz. Ama bir insanın bize hissettirdiği duyguyu, bazen yıllar boyunca ilk günkü sıcaklığıyla taşıyoruz.
Belki de bu yüzden bazı restoranlara yeniden gitmek istiyoruz.
Sadece yemek güzel olduğu için mi?
Elbette lezzet çok önemli.
Ama bazen bizi yeniden aynı kapıdan içeri sokan şey, kapıda içtenlikle karşılayan bir gülümseme oluyor.
Masamıza yaklaşırken gözlerimizin içine bakarak “Hoş geldiniz.” diyen bir görevli…
Siparişimizi ezberden değil, gerçekten özenle alan bir garson…
Masaya uğrayıp “Afiyet olsun.” diyen bir şef…
İşte o küçük ayrıntılar, bir yemeği unutulmaz bir anıya dönüştürüyor.
Çünkü iyi bir restoran yalnızca yemek sunmaz.
İyi hissettirir.
İyi bir otel yalnızca konaklama sağlamaz.
Kendinizi değerli hissettirir.
Aslında hayatın her alanında durum aynı değil mi?
İnsanlar mükemmelliği unutabilir.
Ama kendilerine hissettirdiğiniz değeri unutmaz.
Bunu sadece gastronomi dünyasında değil, hayatın her alanında görüyoruz.
Bazen yıllar önce tanıştığınız biri sizi hiç beklemediğiniz bir anda arıyor.
“Merhaba, sizi hatırladım…” diye başlayan bir telefon konuşması, aslında yıllar önce bıraktığınız güzel izin hâlâ yaşadığını gösteriyor.
Çünkü insanlar başarılarımızı değil, davranışlarımızı hatırlıyor.
Bir tebessümü…
İçten bir teşekkürü…
Samimi bir ilgiyi…
Zamanında edilen bir telefonu…
Belki bunların hiçbiri büyük hareketler değil.
Ama hayatı güzelleştiren şey de çoğu zaman büyük hareketler değil zaten.
Küçük ama içten dokunuşlar…
Gastronomi de biraz bunun üzerine kurulu.
Bir tabak yemek yalnızca açlığımızı gidermez.
Bir masa etrafında insanlar birbirlerini dinler.
Kutlamalar yapılır.
Barışmalar yaşanır.
Yeni dostluklar kurulur.
Bazen önemli bir iş anlaşmasının ilk cümlesi bir kahve eşliğinde kurulur.
Bazen yıllardır görüşmeyen dostlar aynı sofrada yeniden buluşur.
Belki de bu yüzden en güzel sofralar, yalnızca lezzetiyle değil, etrafında biriktirdiği insanlarla hatırlanır.
Bir akşam yemeğinin üzerinden yıllar geçebilir.
Masadaki yemeğin adını unutabiliriz.
Ama o akşam hissettiğimiz sıcaklığı, kahkahaları ve bize kendimizi değerli hissettiren insanları unutmayız.
Çünkü hafızamız önce duyguları saklar.
Sonra ayrıntıları…
Belki de hayatın gerçek ölçüsü, kaç kişiyle tanıştığımız değil; kaç insanın kalbinde güzel bir iz bırakabildiğimizdir.
Bir tabak yemeğin tadı zamanla unutulabilir, ama o sofrada hissedilen samimiyet yıllar sonra bile hatırlanır.
Çünkü bazı insanları, bize ikram ettikleri yemekten değil; hissettirdikleri değerden dolayı hiç unutmuyoruz.
Ve galiba hayatta geriye kalan en güzel tat da budur.
Hayatın en güzel sofraları, yalnızca lezzeti değil; insanı da paylaşabildiğimiz sofralardır.
Seda Çelik
