İletişim denildiğinde çoğumuzun aklına konuşmak gelir. Oysa gerçek iletişim, ilk kelimeyi söylemeden çok önce başlar.
Bir toplantı salonuna, konferans merkezine ya da davet alanına girdiğiniz ilk anı düşünün. Daha kimseyle konuşmadan insanlar sizi görür. Duruşunuz, yürüyüşünüz, yüz ifadeniz, bakışınız ve enerjiniz ilk mesajınızı çoktan vermiştir. İşte bu nedenle ilk izlenim, iletişimin en sessiz ama en güçlü aşamasıdır.
Yıllardır televizyon ekranlarında ve kurumsal etkinlik sahnelerinde edindiğim deneyim bana şunu öğretti: İnsanlar çoğu zaman ne söylediğinizi değil, onlara nasıl hissettirdiğinizi hatırlar. Çünkü güven, samimiyet ve profesyonellik önce hissedilir; ardından kelimeler anlam kazanır.
Bir sunucu sahneye çıktığında salondaki herkes onu aynı anda değerlendirmeye başlar. Bu değerlendirme bilinçli ya da bilinçsiz olabilir. “Kendinden emin mi?”, “Bu kişiyi dinlemek ister miyim?”, “Bana güven veriyor mu?” gibi sorular, birkaç saniye içinde zihinde oluşur. Aslında bu durum sadece sahne için değil, iş hayatının tamamı için geçerlidir.
Bir iş görüşmesinde, müşteri toplantısında ya da yeni bir ekip ile tanışırken de benzer bir süreç yaşanır. İlk dakikalar, çoğu zaman ilişkinin geri kalanını şekillendirecek zemini oluşturur. Bu nedenle etkili iletişim, güzel cümleler kurabilmekten önce doğru bir izlenim bırakabilme sanatıdır.
Peki güçlü bir ilk izlenim nasıl oluşturulur?
Her şeyden önce beden dili ile sözcükler aynı mesajı vermelidir. Göz teması kurmayan, sürekli etrafına bakan ya da gergin görünen bir kişinin söylediği en etkileyici cümleler bile istenilen etkiyi oluşturmayabilir. Buna karşılık sakin, dengeli ve doğal bir duruş, henüz konuşmaya başlamadan güven duygusu oluşturabilir.
İkinci önemli unsur ise ses tonudur. Aynı cümle, farklı bir tonlama ile tamamen başka anlamlar kazanabilir. Aceleci bir ses kaygıyı hissettirirken, kontrollü ve doğal bir ton güven oluşturur. İletişimde kelimeler kadar onları nasıl söylediğimiz de önemlidir.
Bir diğer konu ise dinlemektir. Etkili iletişim sadece iyi konuşanların değil, iyi dinleyenlerin de becerisidir. Karşımızdaki kişiyi gerçekten dinlediğimizde verdiğimiz cevaplar daha anlamlı, kurduğumuz bağ ise daha güçlü olur.
Günümüzde hızlı yaşam temposu nedeniyle çoğu zaman konuşmaya odaklanıyor, dinlemeyi ihmal ediyoruz. Oysa güçlü iletişim; konuşma, dinleme, gözlemleme ve empati kurabilme becerilerinin bütünüdür.
Kurumsal etkinliklerde sıkça gözlemlediğim bir durum vardır. Bazı konuşmacılar çok güçlü teknik bilgiye sahip olmalarına rağmen salondaki etkiyi oluşturamazken, bazıları daha sade bir anlatımla dinleyicilerin dikkatini baştan sona koruyabiliyor. Aradaki fark çoğu zaman bilgi miktarı değil, iletişim becerisidir.
İletişim, bilgi aktarmanın ötesinde bir etki oluşturma sanatıdır. İnsanlar kendilerine değer verildiğini hissettiklerinde sizi dinlemeye daha istekli olurlar. İşte bu yüzden başarılı iletişim önce insanı, sonra mesajı merkeze alır.
Bugün iş dünyasında teknik bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolay. Ancak güven veren bir duruş, güçlü bir ifade ve etkili iletişim becerisi hâlâ en önemli farklılaştırıcı özelliklerden biri olmaya devam ediyor.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Ben konuşmaya başlamadan önce, duruşum ve enerjim çevremde nasıl bir izlenim bırakıyor?
Çünkü bazen en güçlü mesaj, tek bir kelime söylemeden verilir.
Seda Çelik
TV Sunucusu | Kurumsal Etkinlik Sunucusu | İletişim Eğitmeni
