Pazar, Şubat 15, 2026

İklim Kanunu ve Gıda: Soframıza Yansıyan Etkiler

Temmuz 2025’te kabul edilen 7552 sayılı İklim Kanunu, Türkiye’nin 2053 net-sıfır hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve oluşturmuştur. Kanun; Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulması, sera gazı izleme-raporlama-doğrulama (MRV) yükümlülükleri, yerel iklim eylem planları ve iklim yönetişimi düzenlemeleri içermektedir. Çerçevede, sanayi ve enerji kadar tarım ve gıda sektörünü de yakından ilgilendiren düzenlemeler var. Peki bu kanun, tarladan soframıza kadar olan zinciri nasıl etkileyecek?

Suya erişim ve üretim desenleri

Kanun, yerel iklim eylem planlarını zorunlu kılıyor. Bu planların en kritik boyutu, su yönetimi olacak. Çünkü iklim senaryolarına göre Türkiye’nin güneyinde ve İç Anadolu’da kuraklık şiddetlenecek, yağış azalacak. Bu da tarımda sulama ihtiyacını artıracak. Çiftçi için ilk yansıma: artan su maliyetleri.

Kimler etkilenecek?

  • Küçük üreticiler: Damla sulama gibi modern sistemlere geçemeyen çiftçiler verim kaybıyla karşılaşacak.
  • Tarımsal ihracatçılar: AB’nin karbon düzenlemeleri, sera gazı yoğun tarımsal ürünlere maliyet yükleyecek. Bu, özellikle sera sebzeleri ve enerji yoğun üretimler için risk.
  • Tüketici: Kuraklık ve girdi maliyetlerindeki artış, sofradaki sebze-meyve fiyatlarına yansıyacak.

Gıda güvenliği ve karbon ayak izi

Kanun, tarımda doğrudan bir “karbon vergisi” getirmiyor. Ama emisyon izleme ve raporlama kültürünü tarımsal sanayiye taşıyor. Süt, et, unlu mamuller gibi gıda işleme tesisleri karbon ayak izini raporlamak zorunda kalacak. Bu süreç, büyük şirketleri daha hızlı dönüştürürken küçük işletmeler için ek yük doğurabilir.

Kimler etkilenecek?

  • Gıda sanayi: Enerji verimliliğine yatırım yapmayan işletmelerin maliyetleri artacak.
  • Kooperatifler: AB pazarına açılmak isteyen kooperatifler, karbon raporlaması ve sertifikasyon için ek bütçe ayırmak zorunda kalacak.

Adil geçiş mi, yük paylaşımı mı?

Kanunun önemli eksikliklerinden biri, tarım ve gıda sektörüne özgü adil geçiş politikalarının açıkça tanımlanmamış olmasıdır. “Adil geçiş” ilkesi, kırılgan grupların ve düşük gelirli hanelerin dönüşüm sürecinde korunmasını gerektirir. Enerji yoksulluğu yaşayan kırsal haneler için destek mekanizmaları öngörülmesi gerekmektedir.  Aksi halde, küçük çiftçiler karbon ayak izi düşük üretime yönlendirilirken, finansal ve teknik destek olmadan yükün altından kalkamayabilir.

  • İklim değişikliği; sıcaklık artışı, su kıtlığı ve ekstrem olaylar nedeniyle gıda güvenliği üzerinde doğrudan baskı oluşturacaktır. İklim Kanunu bu riskleri dolaylı biçimde ele almakta, fakat ekosistem temelli uyum (toprak karbonu yönetimi, agroekoloji, kuraklığa dayanıklı çeşitler) açık şekilde tanımlanmalıdır. Gıda zincirinde izlenebilirlik ve karbon etiketlemesi gibi uygulamalar henüz düzenlenmemiştir.

Sonuç olarak, gıda fiyatlarında artış ve arz güvenliği riskleri, kanunun uygulanma biçimine bağlı olarak ya hafifletilebilir ya da daha da derinleşebilir.

Soframızda ne değişecek?

İklim Kanunu, tarım ve gıdaya doğrudan değil ama dolaylı şekilde nüfuz edecek. Küresel iklim değişikliği zaten gıda güvenliğimizi tehdit ediyor. İklim kanunun tüm paydaşlar tarafından etkin olarak uygulanırsa

  • Verimliliği artıran teknolojiler yaygınlaşacak.
  • İhracat pazarları için düşük karbonlu üretim güçlenecek.
  • Tüketici bilinci artacak; karbon ayak izi düşük ürünlere talep yükselecektir.

Unutmayalım ki, iklim krizi sadece doğayı değil, cebimizi ve gıdamızı da etkileyecektir.

 

 

Authors