Türk turizmi uzun yıllardır yanlış soruya cevap arıyor.
“Daha fazla turist nasıl getiririz?”
Oysa asıl sormamız gereken soru bambaşka.
Daha fazla turist değil… Daha unutulmaz bir Türkiye nasıl yaratırız?
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Çünkü bugün Antalya’nın da denizi var.
Yunanistan’ın da…
İspanya’nın da…
Hırvatistan’ın da…
Mısır’ın da…
Lüks oteller artık yalnızca Türkiye’de yapılmıyor.
Dev havuzlar artık yalnızca bizde yok.
Ultra lüks resortlar dünyanın dört bir yanında yükseliyor.
Peki o zaman…
Türkiye neden tercih edilsin?
İşte bu soruya vereceğimiz cevap, Türk turizminin önümüzdeki elli yılını belirleyecek.
Yıllardır “Her Şey Dahil” sistemini tartışıyoruz.
Kaldırılsın diyenler var…
Devam etsin diyenler var…
Bana göre her iki taraf da yanlış yerde duruyor.
Çünkü sorun sistem değil.
Sorun, sistemi kırk yıldır hiç değiştirmemiş olmamız.
Bir otomobili kırk yıl boyunca aynı motorla üretirseniz günün birinde rekabeti kaybedersiniz.
Turizm de bundan farklı değildir.
Her başarı modeli, zamanı geldiğinde kendini yenilemek zorundadır.
Şimdi sıra Türk turizminin kendini yeniden icat etmesindedir.
Şunu hiç düşündünüz mü?
Dünyanın en zengin tarihi ve kültürel değerlerine sahip bu topraklara niçin Asıl Servetimiz Oteller Değil, Anadolu’dur.
Düşünün…
Hititler…
Frigler…
Lidyalılar…
Likyalılar…
Roma…
Bizans…
Selçuklu…
Osmanlı…
Yüzlerce antik kent.
UNESCO mirasları.
İnanç rotaları.
İpek Yolu.
Mezopotamya.
Kapadokya.
Göbeklitepe.
Efes.
Nemrut.
Safranbolu.
Mardin.
Gaziantep.
Hatay.
Kars.
Bunların her biri tek başına birçok ülkenin sahip olmadığı bir turizm değeridir.
Fakat biz hâlâ turisti otelin bahçesinden dışarı çıkarmamayı başarı sayıyoruz.
Peki Şunu hiç düşündünüz mü?
Dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip bir ülke neden misafirini yüzlerce tepsinin önünde sıraya diziyor?
Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan bir ülke neden kültürünü birkaç dekor objesiyle anlatmaya çalışıyor?
Dünyanın en büyük gastronomi miraslarından birini taşıyan Anadolu neden hâlâ otellerimizin mutfağına tam anlamıyla giremedi?
Bence artık bu soruları yüksek sesle sormanın zamanı geldi.
Ben diyorum ki…
Turisti Anadolu’ya götüremiyorsak…
Anadolu’yu otele taşıyalım.
Ama birkaç yöresel yemek koyarak değil…
Tam anlamıyla yaşayacağı bir deneyim olarak…
Hayal edin…
Antalya’da, Bodrum’da, Ege’de beş yıldızlı bir resort oteldesiniz.
Karşınızda açık büfe yok.
Onun yerine yedi ayrı Anadolu restoranı var.
Gaziantep…
Hatay…
Kayseri…
Karadeniz…
Doğu Anadolu…
Güneydoğu Anadolu…
Ege…
Kapadokya…
Her restoran kendi mimarisine sahip.
Kendi müziği çalıyor.
Garsonu kendi yöresinin kıyafetini giyiyor.
Mutfakta mümkün olduğunca o bölgenin şefleri çalışıyor.
Menüler coğrafi işaretli ürünlerden hazırlanıyor.
Misafir sıraya girip tabağını doldurmuyor.
Gerçek bir restorana oturuyor.
İstediği kadar sipariş veriyor.
İstediği kadar deniyor.
Ve yedi gün boyunca Anadolu’nun yedi farklı sofrasında yemek yiyor.
İşte ben buna Anatolian Style All Inclusive diyorum.
Bazıları bunun sadece yemek olduğunu düşünebilir.
Hayır…
Bu, gastronomi değildir.
Bu, Türkiye’nin yeniden keşfedilmesidir.
Bir turist ilk kez Beyran çorbasını tadıyor.
Ertesi gün Tepsi Kebabı’nı…
Sonra Muhlama’yı…
Sonra Testi Kebabı’nı…
Sonra Ege’nin zeytinyağlılarını…
Bir hafta sonra ülkesine dönerken yanında sadece tatil fotoğrafları götürmüyor.
Bir merak götürüyor.
“Gaziantep’i yerinde görmeliyim…”
“Hatay’a gitmeliyim…”
“Mardin’i keşfetmeliyim…”
İşte destinasyon pazarlaması budur.
Bugün otellerimiz oda satıyor.
Ben diyorum ki…
Artık hikâye satsın.
Bugün tabak servis ediyoruz.
Ben diyorum ki…
Medeniyet servis edelim.
Bugün misafire yemek veriyoruz.
Ben diyorum ki…
Anadolu’yu ikram edelim.
İşte o gün Türkiye yalnızca tatil satan bir ülke olmaktan çıkacaktır.
Kültür ihraç eden bir turizm markasına dönüşecektir.
Bu model yalnızca otelleri değiştirmez.
Gaziantep’i değiştirir.
Hatay’ı değiştirir.
Kars’ı değiştirir.
Üreticiyi değiştirir.
Çiftçiyi değiştirir.
Kadın kooperatiflerini değiştirir.
Coğrafi işaretli ürünleri değiştirir.
Yerel ekonomiyi değiştirir.
Türkiye’nin turizm gelirini değiştirir.
Çünkü artık turist yalnızca güneş satın almayacaktır.
Kimlik satın alacaktır.
Kırk yıl önce Türkiye dünyaya “Her Şey Dahil” sistemini öğretti.
Belki de bugün ikinci kez dünyaya örnek olmanın zamanı gelmiştir.
Bu kez açık büfeyi değil…
Anadolu’yu ihraç ederek…
Yıllardır savunduğum bu modelin bir gün hayata geçeceğine inanıyorum.
Çünkü Türk turizminin geleceği daha fazla şezlong dizmekte değil…
Anadolu’nun ruhunu dünyanın en güçlü turizm markasına dönüştürebilmektedir.
Ve inanıyorum ki…
O gün geldiğinde yalnızca otellerimiz değil…
Türkiye kazanacaktır.
