Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaşanan toplu zehirlenme olayı, yiyecek–içecek sektöründe çalışan herkes için çok ciddi bir uyarı niteliğindeydi.
Bu tür olaylar sadece markalara zarar vermez; insanların sağlığını, güvenini ve hatta hayatını tehdit eder.
Bir tabak yemek;
sadece lezzet, sunum ve yaratıcılıktan ibaret değildir.
O tabağın içinde hijyen, doğru saklama, doğru pişirme, soğuk zincir, personel bilinci ve denetim vardır.
Ve en önemlisi: insan hayatına duyulan saygı vardır.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Gıda zehirlenmeleri “küçük bir hata” değildir.
Bir elin yıkanmaması,
bir ürünün yanlış sıcaklıkta bekletilmesi,
son kullanma tarihine bakılmaması,
çapraz bulaşmanın önemsenmemesi…
Bunların her biri zincirleme bir faciaya dönüşebilir.

Bu meslekte yıllarını vermiş bir şef olarak şunu net bir şekilde ifade ediyorum:
Mutfakta yapılan hatalar ofiste yapılan hatalara benzemez.
Burada alınan riskin bedelini insanlar sağlıklarıyla öder.
Bugün sektörde en çok eksik olan şey ne yazık ki şudur:
Eğitimli personel + sıkı denetim + tavizsiz hijyen kültürü.
Hijyen bir tercihten ibaret değildir.
“Müşteri görmüyor” diye eldiven takmamak,
“Bir şey olmaz” diye aynı tahtada hem çiğ hem pişmiş ürün doğramak,
“Yoğunuz” diye ürünleri olması gereken sıcaklığın dışında bekletmek
— bunların hiçbiri kabul edilebilir değildir.
Bu olaydan sonra herkes şapkasını önüne koyup şunu sormalı:
“Ben mutfağımda gerçekten yüzde yüz güvenli miyim?”
Çünkü bugün yaşanan bir zehirlenme,
yarın bütün sektöre mal edilir.
İnsanlar bir restorana değil,
bütün mutfak kültürüne olan güvenini kaybeder.
Unutmayalım:
Bir yemeğin en büyük başarısı alkış almak değil,
misafiri evine sağlıklı göndermektir.
Ben bir şef olarak şunu savunuyorum:
Lezzetten önce sağlık,
sunumdan önce temizlik,
popülerlikten önce sorumluluk gelir.
Çünkü bu meslek sadece yemek yapmak değil,
insan hayatına dokunmaktır.
GTD Danışman Şef : İbrahim YILDIZ
