ÇALGI ÇENGİ 17

ÇALGI ÇENGİ 17
ÇALGI ÇENGİ 17
ÇALGI ÇENGİ 17
ÇALGI ÇENGİ 17

Baharın gelmesi herkese umut ve yenilenme hissi veriyor . NORUZ (nevruz) baharın gelişinin , yenilenmenin ve hayattaki umudun bayramıdır ve çok kutsaldır. Güneş yılının 12. Ayı (ESFAND) , bayram ayı olarak adlanır ve 1. Ayın (FARVARDİN) ilk 13 günü boyunca yeni yıl kutlanır . 13 gün her yer tatil ve bayramlaşmak için herkes büyüklerin ve akrabaların evini ziyaret eder. Yemeğe davet edilir veya 1 saatlik ziyaretler sırasında ev sahibi kuru yemişler, tatlılar ve şerbetlerle misafirlerini ağırlar. Birçok ailede bu 13 günlük yeni yıl kutlamaları esnasında mübarek günler olduğu için gençlerin düğünlerini yaparlar.

O yıl bizim de evde düğün vardı. Ağabeyimin düğünü bayramın ilk haftası olacaktı. Köy düğünü o zamanlar revaçtaydı ve salon gibi yerlerde düğün yapılmazdı. Herkes güzel bir telaş içindeydi, yeni yılın ilk düğünüydü ve ailede uzun zaman düğün olmamıştı yani herkes bu düğünü bekliyordu. Ben tabii çocuktum , bir yandan tatil keyfi , öte yandan düğün ve tabii yemekler tatlılar vs. heyecanı vardı . O zamanlar düğün, hele erkek tarafında 2 gün sürerdi tabii aile içi kaç gün önce ve kaç gün sonra evde kutlama devam ederdi. Eskiden genelde düğünde kına gecesi sulu etli yemek olurdu ve öğlen yemeği için ZEREŞKPOLO ve soslu tavuk olurdu.

İran’da düğünler genellikle Perşembe ve Cuma günleri olur (mukaddes günler).

Perşembe öğleden sonra davulcu ve yaveri düğünün başlamasını halay havası çalarak herkese duyurdu ve Nurullah Dayı akşam yemeği için odun ocaklarını kurdu. Rahmetli Nurullah Dayı bizim bölgenin köylerin düğün aşçısıydı ve eli lezzetliydi. 3 büyük odun ocağı kuruldu ve üzerlerine büyük kazanlar koyuldu ve suyla doldurdu. Bir tarafta etler ve patatesler hazırlanıyorken diğer yanda soğan ve sarı kırık bezelye yıkanıyordu. Bu, düğünlerin etli yemeği idi o zamanlar ve hep kına geceleri akşam yemeği için yapılırdı. Türkiye’ de Kars bölgesinde BOZBAŞ yemeğine yakın bir yemek. Bu yapılırken sokakta büyükler için masa sandalye kurulmuştu,  üzerinde bütün bir baş kesme şeker süslenmiş, merenge gibi şekerler ve pastane kurabiyesi gibi tatlılar ve güller vardı. Etrafında aile büyükleri ve uzaktan gelen yaşlı misafirler oturuyordu, birde her düğün için müdür gibi ELBEĞİ ve muavini vardı ki düğüne müdürlük ediyorlardı, mesela bazılarını cereme kesiyorlardı veya büyüklere tatlı falan ikram ediyorlardı. Bu ara küçük olduğumuz için bu tatlılardan bize vermezlerdi ama bazılarının babası cereme verip tatlılardan çocuklara veriyordu. Bizde hep bu tatlıları çalmak için fırsat kolluyorduk, çok eğlenceli bir merasim ve zamandı.

Köy düğünlerinde (kadın erkek beraber) hep halay çekilirdi ve herkes yemek vakti çok acıkmış olurdu, nihayet yemek saati zamanı geldi, zaten zerdeçal, karabiber ve etin kokusu sokağı bürünmüştü ve ben hem aç ve hem yemek için sabırsızdım.

Sofralar açıldı ve herkes etrafında oturdu, lavaş ekmekler ve yeşillik tabakları sofraya geldi içinde küçük bir dilim beyaz peynir vardı hepimiz ilk önce yemek gelene kadar bu yeşilliklerden ve peynirle birer küçük dürüm yapıp yedik. Yemek dağılımda sıra çocuklara geldi ve nihayet bizde nasibimize düşeni aldık. Bu yemek sulu ve ilk önce suyu lavaş ekmeği koyularak tirit yapıp yeniliyor ve sonra et, patates ve kırık sarı bezelye ile ezilip yeniyor.

 Of be nihayet doyuncaya kadar yedik. Düğün merasimi depo gibi bir yerde devam etti. Burada sadece erkeklerin olduğu yerde teker teker ELBEĞ’ inin fermanı ile EMİRBEY insanları kaldırıyordu ve ilk cereme kesiyordu (mesela 50tl) sonra davulcu ve yaveri oyun havası çalarak orda olan beyefendi raks ettirilirdi. Hem bir tiyatroydu ve hem eğlence. Dans bitiğinde bir kurabiye verilerek kendisine katılımı için teşekkür edilirdi ve adam yerine oturuyordu ve tekrar bir başka kişiyle aynı seremoni yaşıyordu.

Gece merasimi bitti DAMAT’ ın sağdıcı ve solducu, arkadaşlarıyla beraber sabah erkenden hamama ve oradan sonrada kuaföre götürülüyordu. Arabası süsleniyordu ve jilet gibi damatlığı giydiriliyordu. Bu iki kişi gelini getirene kadar damadın yanından ayrılmıyorlardı.

Sabah tekrar düğün devam etti. Davulcu ve arkadaşı çaldı ve herkes büyük bir sevinçle halay çekiyorlardı. Nurullah dayı sabahtan yine ocakları hazırlayıp bu kez pilav ve tavuk yapımına başlamıştı. 1000 kişilik ZEREŞKPOLO için Hollanda’dan gelen tavuklar yıkanıyordu ve butları ve göğsü yemek için ayrılıyordu ve geri kalan kısımlar başlangıç olarak tavuklu, havuçlu tel şehriyeye benzeyen bir çorba için kullanılacaktı. Yakın aile fertleri (babam , annem , yengeler ve amcalar) yemek pişirmek için aşçı başına yardım ediyorlardı. Çok güzel ve hararetli telaş vardı. Pirincin kokusu, SAFRAN’ lı tavuk yemeği neredeyse köyün her yerini sarmıştı, tabi ben çocuktum ve meraklı ama o zaman ayak bağı olarak nitelendiriliyordum, bakmak için gidiyordum ama hemen ateş ve kaynar su var diye uzaklaştırılırdım. Neyse üzmeyeyim kendimi yahuu.

Saat 11 gibi damat ve yandaşları hamamdan geri döndüler, vay be ağabeyim çok şık ve parlıyordu adeta pırlanta gibiydi, ablalarım, kuzenler, dostlar, kız erkek beraber herkes damatın gelişini önünde raks ederek kutluyorlardı, nedendir bilmem ama o günde bugünde bu sahneyi gördüğümde ve hatırladığımda hep bir güzlerim dolar, çok duygusal bir andı çünkü ağabeyim melek gibiydi.

Cuma olduğundan dolayı öğlen vakti namaz zamanı düğünde çalgı çengi ve halay durduruldu, insanlar namaz için camiye gittiler.

Namazdan sonra tabii ki yemek vakti, yine sofralar serildi ve yaklaşık 1000 kişi yemeği bekliyordu, yine paketlenmiş lavaş ekmeği ve yeşillik dağıtıldı, sonra çorba dağıtıldı, ben herkesten çok sabırsız şekilde pilav ve tavuğu bekliyordum,  çocuk olduğumuz nedeni ile bize en son veriliyordu nedense, insan değil miyiz yauuv.

Nihayet benimde tabağım geldi , bembeyaz pilavın üstünde kızılcık ve safranlı pilav ile süslenmiş ve altında gizli bir soslu tavuk but hazine gibi vardı, safran, pilavın ve tütsü kokusu parfüm gibi insanın üzerine siniyordu. Tabii ki afiyetim olsun, yedik ve tekrar çocukluk yapmaya sokağa fırladık.

Akşam konvoy halinde köyden şehre gelip gelin yenge hanımı babasının evinden çıkartıp yine konvoy halinde kutlayarak evimize götürdük ve düğün merasimi geceye kadar yine evimizde devam etti. O gecenin hatırası çok başka, kimler vardı o gece, hepsi güzel hatıralarla bu dünyadan göçmüşler, mekanları cennet olsun.

O yıl bizde çifte bayram vardı. Mutluyduk ve huzurlu, günlerce misafir ağırlıyorduk ve davet oluyorduk, tabii ki bende yemek seremoni yaşıyordum