17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü: Su ve Gıda Güvenliği

17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü: Su ve Gıda Güvenliği

BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi 17 Haziran 1994 yılında Paris’te kabul edilmiştir. Sözleşme 115 ülkenin imzalamasıyla 26 Aralık 1996’da yürürlüğe girmiştir. Bugüne kadar 195 ülke ve Avrupa Birliği sözleşmeye taraftır. Birleşmiş Milletler, 1994 yılı Aralık ayında aldığı kararla, 17 Haziran tarihini “Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Ülkemiz, 11 Şubat 1998 tarih ve 23258 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4340 sayılı Yasa ile sözleşmeye taraf olmuştur. Türkiye, Kuzey Akdeniz Ülkeleri (EK-IV) içerisinde yer almaktadır.

Bugün mevcut iklim değişiklikleri ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle, arazilerin bozulumu her zamankinden daha hızlı gerçekleşmektedir. Dünya yüzeyinin üçte biri veya bir başka deyişle 4 milyar hektarı aşkın arazi çölleşme tehdidi altındadır. Ayrıca, ihtiyaçlarının çoğu için toprağa bağımlı olan 1,2 milyarı aşkın insanın hayatı, kurak alan ekosistemlerine ve ürünlerine bağımlıdır. Dünya genelinde 1,5 milyar kişi çoraklaşan tarım arazilerinde kıtlık tehdidiyle karşı karşıya ne yazık ki..

Ayrıca BM'ye göre, kuraklık, toprak bozulumu ve çölleşme gibi nedenler yüzünden küresel ekonominin 2050 yılına kadar yaklaşık 23 trilyon dolar zarar etmesi öngörülmektedir.

Çölleşme ve kuraklık, iki milyar insanın hala güvenli içme suyuna erişemediği bir zamanda su kıtlığını artırmaktadır - ve üç milyardan fazla kişinin, 2050 yılına kadar benzer bir durumla yüzleşmek zorunda kalma ihtimali vardır.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panel Raporu'na göre; ülkemizin yer aldığı Akdeniz ve Orta Doğu bölgesinde kuraklık artışı ve tarımsal verimde düşüş öngörmekte, küresel ısınmanın zararlı etkilerini en önce ve en şiddetli biçimde yaşayabileceğimize dikkat çekmektedir.

Çölleşme ülkemizi doğrudan ilgilendiren ve maruz kaldığımız çok önemli bir tehdittir. Toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunları açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göçtür.

Yağış rejimindeki değişiklik düzen ve süreklilik göstermediği durumlarda yağış miktarındaki artış olsa bile tarımsal üretime olumlu etkisi olmayacaktır. Çünkü tarımsal açıdan kurak olan süreler, günlük yağmur rejimi ile yakından ilgilidir.

Çölleşme ve kuraklık, iklim değişikliğinin etkileri ile birlikte, insanlığın geleceğini tehdit etmekte ve ortak mücadele edilmesi gereken bir sorunu oluşturmaktadır.

Bütün bu sorunların yanında yaşadığımız pandemi sürecinde, COVID-19 izolasyon tedbirlerinin sonucunda, küresel düzeyde gıda tedarik zinciri olumsuz etkilenmiştir. Tüketiciler panik içinde stok yapmaya başlayınca ve üreticiler ürünlerini kapanan mekanlar nedeniyle satamayınca, gıda tedarik zincirinde kırılmalar olmuştur. Bu sorunlar gıda sorunu çekmeyen gelişmiş ülkelerde de görüldüğünden, küresel düzeyde tedarikte sorunlar yaşanmıştır.

Yaşanan krizlerin kümülatif etkisine bakacak olursak, ortak çevre mirasımız üzerinde çarpıcı etkilere yol açtığı şüphesizdir. Bu durum, küresel barış ve sürdürülebilir kalkınma için önemli bir tehdit oluşturmaktadır.

Gıda ve su güvenliği, iklim değişikliğine yönelik azaltım ve adaptasyon için sağlam bir temel oluşturma yolunda hepimiz oldukça önemlidir. Güvenli gıdaya ulaşmak için en temel gereksinim temiz suya erişim hakkıdır. Bu nedenle suyumuzu tüketirken bir kez daha düşünelim.

                                                                                                                   Doç.Dr. Efsun Dindar